22 Şubat 2024 / 12 Şaban 1445

Dost muyum?

Klinik Psikolog Ayşe Toker – 

Bizler hangi çağ ve hangi şartlarda, hangi imkânlarda olursak olalım, doğduğumuz andan itibaren bir ilişkinin içinde hayata tutunabilen, ilişkilerden edindiği deneyimlerle de kendini yavaş yavaş inşa edebilen yaratılışa sahibiz. Yavruyken güçsüz ve bakıma muhtaç olan insan yaş aldıkça ilişkiler içinde çeşitli roller, deneyimler ve kazanımlarıyla kişiliğini geliştirerek hayat yolculuğuna devam eder.

İlk ilişki deneyimimiz annemizledir. Anne ve bebeği arasındaki derin duygusal ilişki bebeğin kendiyle ve başkalarıyla sağlıklı bağların kurulmasında temel ağları oluştururken ilişkinin eksikliği ve yetersizliği psikolojik bazı sorunlara neden olmaktadır. Ancak gelişimsel ihtiyaçlarımızın  karşılanmadığı durumlarda bile ruhsal yapımız yine ilişkiler içinde iyileşme, şifalanma potansiyeline sahiptir.

İlişkiler içinde yaralanıp yine ilişkilerin iyileştirici gücüyle hayatta kalıyoruz. Birilerinin torunu, çocuğu, kardeşi, yeğeni, kuzeni olarak geldiğimiz dünyada yaş ilerledikçe dostluk ve arkadaşlık gibi hayattaki en önemli ilişki kaynaklarımızı artık kendimiz seçmeye başlıyoruz.

İnsanın doğuştan getirdiği ünsiyet kurma ihtiyacı dostluk kurma ihtiyacının temelini oluşturur.

Dostla kurulan ilişki aynı anneyle kurulan ilişki gibidir ve ruhsal ihtiyaçları gidermede, anlaşılmada, anlamada, korumada ve dengelemede benzersizdir.

Dostluk insanın “karşısındakinde kendini bulma” halidir. Benzer bilinç hallerini taşıyanların birbirlerini mıknatıs gibi çekmesi de tesadüfi değildir… O yüzdendir ki dost ayna gibidir. Kendimiz olma yolunda bizi aynalayan en hayati ilişki dostluktur. Dostlarımızı seçerken kendi iç dünyamızı fark etmeye, dostlarımız üstünden kendimizi gözlemlemeye, ilişkimizin bizi neye dönüştüreceğini de seçmiş oluyoruz.

Bizlerin dış dünyayla ve diğer insanlarla kurduğu ilişkiler bilinç dışımızın izlerini taşır. İnsanın kendini tanıması ancak bir diğeriyle iletişerek gerçekleşir… Bizi aynalayan bir dost kendimizi tanımamızda bulunmaz bir nimettir.

Zarar görmeden, güvenle değişim ve dönüşüm yolculuğumuzda dostluklar rehber gibidir. Zira karşıda gördüğümüz ve rahatsız olduğumuz, eleştirdiğimiz fikirlerin bile  bizim  dünyamızdaki karşılığının ne olduğuna odaklanmak, içsel savunmaları yakalamak kişinin kendiyle ilgili iyi bir iç görü geliştirmesine imkan sağlar. O nedenledir ki hatasız dost aramak insanın hayatında kocaman bir yalnızlık  getirirken, hayat yolculuğunda olgunlaşmamış yaralı taraflarımızı birlikte iyileştirecek birbirimize güvenli liman olacak ilişkilerin peşinde olmak insanın olgunlaşmasında büyük kazanımlar sağlar.

Öncelikle başkalarının hatalarını eksiklerini görmek yerine kendimizi tanımaya niyetlenmek; iç dünyamızı, zaaflarımızı, çatışmalarımızı tanımaya çalışmak yakın ilişkilerimizi devam ettirmede çok önemlidir.

Sürekli benzer konularda çatışma yaşadığımız, sıkça benzer konularda konuşma ihtiyacı hissettiğimiz, esprilerle dokundurduğumuz, benzer uyumsuz davranışlar sergilediğimiz olaylar, durumlar, çıkarımlar daha çok bizim iç dünyamızdaki deneyimlerimizin subjektif sonuçları olabilir. Böyle durumlarda bazen ilkel savunmalarımız kendi eksik ve noksanlığımızı başkasında görüp konuşmaya itebilir. Ruhsal dünyamız başa çıkamadığı içsel gerçekleri dışarıya yansıtarak rahatlamaya, stabilize olmaya çalışabilir. Ancak bu savunmaları yakalamak iyi bir iç görü ve farkındalıkla mümkündür. Hatayı, eksiği sürekli dışarda aramak hayatta büyüme ve olgunlaşmada en büyük engeldir.

Dostluğu en çok zedeleyen nedenlerden biri de ağır eleştiriler ve bu eleştirilere karşı savunmalardır. Ağır eleştiriler ilişkinin dengesini bozar, duygusal yaralanmalara neden olur. Dostun acı söylediğine dair bilindik bir söz vardır. Ancak sanırım acıdan kasıt gerçeklik ve dürüstlükle ilgilidir. Çünkü dostumuzun kırılgan yanına dokunurken ya da kusurlarını konuşurken empatik olmak, doğru zamanı kollamak çok önemlidir.

Karşıdakinin ne hissettiğini anlamanın en iyi yolu görsel teması kesmeden ilişkide kalmak ve karşıdakini anlamaya niyet etmektir. Zira bağlanmanın ilk yeri gözlerdir.

Aynı zamanda karşıdakinin duygularını anlayabilmek için önce kendi duygularımızın farkında olmamız önemlidir. Sağlıklı iletişim için duygularımızın yoğun baskısının azalması ve savunmacı tarafımızın yatışması gerekir. Bu nedenle öfkeliyken ya da çok üzüntülüyken diğerini anlamak zorlaşmaktadır. Ağır ve yoğun duygular altında tartışmak yerine biyolojik dengenin sağlandığı stabil durumda sorunları ele almak; kendini anlatabilmek ve karşıdakini anlamak için gereklidir. Çünkü anlamak için yönelme niyetimiz ve fiziksel senkronizasyonumuz olmazsa empatimiz düşecektir. Kişiyi savunmaya iten ağır eleştiriler dostlukların zedelenmesine ve dolayısıyla insanı hayata bağlayan en kıymetli kaynaklarımızın yara almasına neden olabilir.

Araştırmalar yakın insan ilişkilerinin sadece ruh sağlığını değil aynı zamanda fiziksel sağlığın korunmasında da güçlü bi etkisi olduğunu göstermektedir. Hastahanede yatan benzer hastalıklara sahip hastalar arasında; yakın ilişki ağına sahip, aralıklarla ziyaret edilen hastaların, yakın ilişkisi olmayan ziyaret edilmeyen hastalara göre  iyileşme hızlarında belirgin farklılıklar gözlenmiştir. Dolayısıyla hasta, dost, akraba, yakınlarımıza özen göstermek, onları ziyaret etmek ruhsal ve fiziksel sağlıklarına   hizmet edecektir. Kişinin kapısını çalıp konuşabileceği, kendisini teselli edebilen, yatıştırabilen, yardımcı olabilen dostlarının olması kişileri hayatın zorluklarına karşı korurken ruhsal ve fiziksel hastalıkların yıkıcı etkilerini de azaltacaktır.

Bu bilgiler ışığında “dost muyum” sorusunu kendimize sorabilir, var olan dostluk bağımızı güçlü tutmaya ve belki yeni dostluk ilişkileri içinde iyileşmeye niyet edebiliriz.

Henüz Yorum Yok

Cevap Yaz

Tüm alanları doldurunuz