22 Şubat 2024 / 12 Şaban 1445

Ebeveynlikte Zarafetin Önemi

Hümeyra Coşan Uyarel – 

Zarafet Denince

Bir grup araştırmacı “zarafet” deyince ne düşündüklerini sormuş katılımcılara. Verilen cevaplarda görülen ortak nokta zarif olarak düşünülen şeylerin, siyah renk topuklu ayakkabılar, uzun ince bir beden yapısı ve ince bir ses tonu ile sizli bizli konuşma olduğu.

Kadın ve erkek arasındaki ilişkilerde ise hanımın oturacağı zaman sandalyesini çekme, dış kıyafetini giymesi için tutma, ondan önce davranarak kapıyı açma, hemen her vesile ile çiçek alma gibi zahirden sadır olan davranışlar erkeğin zarif olduğunu düşündürüyormuş.

Katılanların bir  çoğu da kültürümüze ait  olmayan adab-ı muaşeret kaidelerini zariflik olarak zikretmiş. Kadın el uzatmadan erkek uzatmamalı, kadın konuşmadan erkek konuşmaya başlamamalı, şöyle oturmalı, ayak parmakları yana değil öteye bakmalı, sofra şöyle hazırlanmalı, bu kadar kaşık, şu kadar çatal şöyle sıralanmalı, su içerken böyle davranmalı gibi…

Görünen o ki, zarafet söz konusu olduğunda, zihinlerde birkaç kavram birbirine girmekte. Zarafet, nezaket, nezahet ve hatta letafet birbirine karışmakta, birbirinin yerine kullanılmakta.

Zarafet, ince bir güzelliği, göze hoş görünmeyi, normali aşan bir davranış güzelliğini, sözlerin, hallerin seçilip süzülmüş olduğunu ifade eder.

Düşüncedeki zarafet sözlerden çok  hallerden yansır. Böylece zarafet, dışı bezeyen iç güzellik olarak bilinir.

Zariflik adı altında zorlama davranışlar sırıtır. Zarafet gönülden bir akışla, sade ve incelikle olagelendir. Ambalaj, süs, eğilip bükülen, sesi incelterek söylenen söz değildir. Bir şeyi işleyip bezeyince ona zarafet katmış olmayız. Süsleyip bezemenin de zarif olanı ve olmayanı olur. Zarif olan göze batmaz, doğal bir akışla gönülde yer bulur. Dışı süslemekle elde edilemez.

Nezaket, naziklik, zariflik, incelik, terbiye, ehemmiyet anlamlarını taşır. Bir takım kurallar bütünüdür, eğitim ile elde edilebilir. Bir insan nazik olup zarif olmayabilir, ancak zarif olduğunda doğal olarak naziktir.

Bir de nezahet var. Yaradılıştan gelen, soydan beslenen, karakter haline gelmiş ahlak güzelliğini anlatır. Fıtri bir incelik olarak insanın ruhunda bulunur. Sonradan eğitim ile elde edilmez.

Edep, pek çok anlamı yanında  toplumda örf, âdet ve kural halini almış iyi tutum ve davranışlar ve bunları kazandıran bilgi anlamında kullanılan terimdir. İslam’da ahlak ve görgü kuralları olarak bilinir. Bu çerçevede hayatın her alanının, insanın her davranışının kültürlere göre değişen ayrı edebi-adabı var. Biz burada islami bakış açısı ile konuya bakıyoruz.

Anne-Baba Arasında Zarafet

Toplumun temel taşı olan aile içi ilişkilerde bu adaplar azami önem kazanır. Bu adapların hemen hepsi incelendiğinde, ana fikrinin kişinin muhatap olduğu aile efradına empati ile yaklaşması, eza vermemesi, muhatap olduğu gönülde  hoşluk uyandırması esasına dayandığı görülür.

Hayatın özü, sırrı, şifresi sevgidir. Sevgi yeryüzünde Rabbimizin rahmet ve merhametinin tezahürüdür. Rabbimiz Meryem Sûresi 96. ayette bunu taahhüt eder.[1]

Her hangi bir şeyi sevebilmek için onda olağandan farklı bir şeyler bulmak, görmek gerekir. Bu bir insan olduğunda nezaket ve ağırbaşlılık, kapalı gönül kapılarını açabilecek kıymetli özelliklerdir.[2]

Kadın ve erkek, anne -baba olduğunda birbirlerine davranışlarında bulunması gereken zarafet ve nezaket boyut değiştirerek çok daha büyük önem kazanır. Zira onların şahsi özellikleri ve birbirleri ile olan muhabbet kaynaklı münasebeti çocuklarını doğrudan etkiler. Çocuklar anne babalarını sever ve sevdiklerini taklit ederler.

Mevlana Celaleddin Rumi’nin dört mısrada özetlediği gibi, çocuk  doğal akışı ile nezahet ve zarafeti anne ve babasından alır. Onlar bilir uygularsa çocukları da onlardan öğrenir. Bu yönü ile çocuk aileye ayna olur.

“Asalet; boyda değil soyda,

İncelik; belde değil dilde.

Doğruluk; sözde değil özde.

Güzellik; yüzde değil yürekte olur.”

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ashâbıyla birlikte deve eti yedikten sonra namaz için mescide giderler. Tam namaza duracakları esnada birinin abdestinin bozulduğuna alamet olan bir koku duyulur. Peygamber  Efendimiz, o kişinin abdest almaya çıktığında kimliği belli olacağı ve toplum içinde küçük düşeceğini düşündüğü için “Bugün deve eti yiyenler abdest alsın!” Buyurarak herkese abdest aldırır. Böylece o kişinin diğer sahabe-i kiramın gözünde küçük düşmesini önler.[3]

Bu örnek gösteriyor ki zarafet ilk önce -şimdilerde empati denilen- diğerkâmlıktır.

Eşler birbirlerinin sessiz sözlerini duymalılar. Duymak için dinlemeli, anlamaya çalışmalılar. Düşüncelerinde zarafet sahibi olmalılar ki hallerine yansısın. Gerektiği zaman da biri diğerine “örtü” olsun.[4]

Eşler bilmeliler ki kendileri bal yiyip dururken çocuklarına fazla bal yeme demelerinin bir faydası yoktur.[5] Mesela kendileri ellerinden telefon düşürmezken, çocuklarına ekran yasağı koymalarının bir etkisi olmaz.

Anne-baba birbirlerine seslerini yükseltmemeliler ki çocukları “seslerini yükseltmemeyi, yürüyüşlerinde ölçülü ve dengeli olmayı”[6];

Birbirlerine sahip oldukları (mal, aile vb.) ile böbürlenmemeliler ki çocukları “kibir ile, böbürlenerek yürümemeyi”[7];

Çevrelerine anlayış ve muhabbet ile davranmalılar ki çocukları “diğer insanlar ile empati yapmayı”[8];

İnsandan hayvana çevrelerinde bulunanlara merhamet nazarı ile bakmalılar ki çocukları “yaratılmışlara rıfk ile muamele etmeyi”[9];

Çocuğunun odasına girerken izin alarak girmeliler ki çocukları “belli vakitlerde ana babanın odalarına izinsiz girmemeyi”[10];

Kendilerine, çevrelerine, kendi öz bakımlarına, yaptıkları işlere özenli olmalılar ki çocukları “temizliği, güzelliği, incitmemeyi”[11];

Muhtaçları koruyup kollamaya, akrabaya iyilik etmeye, misafir ağırlamaya, hediyeleşmeye itina göstermeliler ki çocukları “cömertliği, kerem sahibi olmayı”[12];

Beşeri münasebetlerde kullandıkları dile, hitap şekline, ses tonuna dikkat etmeliler ki çocukları “insanlarla konuşurken dikkat edilmesi gerekenleri”[13];

Kendilerine her seslenildiğinde bıkmadan usanmadan güzel bir cevap ile dönmeliler ki çocukları “kendisine her seslenildiğinde “buyur” demeyi”[14];

Hayatın tabii akışı ile öğrensinler, uygulasınlar…

“Eğri  kalemle doğru çizgi çekilmez”, meşhur sözdür. Çocukların istenilen zarafet ve nezakete sahip olması da ebeveynlerinin bu yöndeki ahvali ile mümkün olacaktır.

 

[1] “İman edip salih işler yapanlar, muhakkak Rahman onlar için bir meveddet (bir sevgi) verecek gönüllere sevdirecektir.” (Meryem Sûresi, 96. ayet)

[2] Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki Allah nezâketle muâmele eder, nezâket ve ağırbaşlılığı sever, şiddet ve kabalık karşılığında vermediğini nezâket ve ağırbaşlılık karşılığında verir.” (Ebû Dâvûd, Edeb 10)

[3] İbn-i Asâkir, Târîhu Dimaşk, LXII, 373 [12878]

[4] “… Onlar sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtü durumundasınız…” (Bakara Sûresi, 187. ayet)

[5] Bkz: İmam-ı Azam ve bal yiyen çocuk

[6] “Yürüyüşünde ölçülü ve dengeli ol; konuşurken de sesini ayarla. Unutma ki, seslerin en beğenilmeyeni eşeklerin sesidir!” (Lokmân Sûresi, 19. ayet)

[7] ”Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin” (İsrâ Sûresi, 37.ayet )

[8] Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Sizden biri, kendisi için istediğini (Müslüman) kardeşi için de istemedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olamaz.” (Buhari, İman, 7.)

[9] Âişe (radıyallâhu anhâ): “Kendisinde dik başlılık olan bir deveye bindim. Hırçınlık etmeye başlayınca ileri geri sürmeye başladım. Bunun üzerine Resûlullah (sav): ‘Rıfkla, tatlılıkla davran!’ diye müdâhale etti…” (Müslim, Birr, 78.)
Kaba ve katı yürekli olmamak gerekir.” (Âl-i İmrân Sûresi, 159. ayet)
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Rıfktan mahrum kalan bir kimse hayrın tamamından mahrum kalmıştır. (Ebû Dâvûd, Edeb, 11.)

[10] “Siz ey imana erişenler! Meşru şekilde sahip olduğunuz kimseler, içinizden henüz ergenlik çağına varmamış olanlar, günün şu üç vaktinde, sabah namazından önce, gün ortasında soyunup dinlenmeye çekildiğiniz zaman ve yatsı namazından sonra yanınıza girmeden önce sizden izin istesinler; bu üç vakit mahremiyetinizden korunmasız olabileceğiniz vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında birbirinizin yanına girip çıkmanızda sizin için de, onlar için de bir sakınca yoktur. Allah mesajlarını size işte böyle açıklamaktadır: Çünkü Allah doğru hüküm ve hikmetle buyuran mutlak ve sınırsız bilgi sahibidir! Aranızdaki çocuklar ergenlik çağına girdikleri zaman da, öteki yetişkinlerin yaptığı gibi, (evinize yahut belirtilen vakitlerde odanıza girmek istediklerinde, her defasında) sizden izin istesinler” (Nûr Sûresi, 58-59. ayetler)

[11] Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Mü’min, bal arısına benzer. Temiz olan şeyleri yer, temiz olan şeyler ortaya koyar, temiz yerlere konar ve konduğu yeri ne kırar ne de incitir.” (Ahmed, II, 199; Hâkim, I, 147.)

[12] Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah cemîldir ve cemâl sâhiplerini sever, cömerttir ve cömerdi sever, kerîmdir ve kerîmi sever, temizdir ve temizi sever.” (Tirmizi, Edeb, 41.)

[13] Hz. Enes bin Mâlik (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Peygamber (sav) (yolda) bir adama rastlayıp da onunla konuştuğu zaman, adam dönüp gidinceye kadar Peygamber (sav), mübârek yüzünü ondan çevirmezdi ve adamla tokalaştığı zaman, adam elini çekinceye kadar O, mübârek elini adamın elinden çekmezdi. Hiç bir zaman O’nun mübârek dizleri de yanında oturan adamın dizlerinden ileride görülmemiştir.” (İbn Mâce, Edeb, 21.)

[14] Hz. Abdullah b. Ömer (r.anhümâ) anlatıyor: “(Bir defasında) bir adam üç kez Rasûlullah’a (sav) seslendi. Allah Rasûlü (sav) adamın her seslenişinde ona, ‘Lebbeyk! Lebbeyk!’ (Buyurun! Buyurun!) diye cevap veriyordu.” (İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu’l-Âliye, Menâkıb, Hadis no: 3854.)

2 Yorum

Cevap Yaz

Tüm alanları doldurunuz