“Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış…
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
İplik ki, incecik, örer boşluğu.”
(Necip Fazıl, Zindan’dan Mehmed’e Mektup)
…
Dua’yı bir “yakarış” olarak tanımlıyor TDK Güncel Türkçe Sözlük. TDV İslâm Ansiklopedisi’nde duanın İslâm literatüründeki açıklamasını görüyoruz:
“Allah’ın yüceliği karşısında kulun aczini itiraf etmesini, sevgi ve tâzim duyguları içinde lütuf ve yardımını dilemesini ifade eder… Duanın ana hedefi insanın Allah’a halini arz etmesi ve O’na niyazda bulunması olduğuna göre dua kul ile Allah arasında bir diyalog anlamı taşır.”
Bir de hikmet penceresinden bakalım, Hazreti Mevlâna’nın Mesnevî diliyle:
“Gücün yetmiyorsa lütuf Kâbe’sine uç; çaresizliğini çare bulucuya arz et.
İnleme ve ağlama güçlü bir sermayedir; Hakk’ın rahmeti en güçlü dadıdır.
Dadı ve anne, çocuğu ne zaman ağlayacak diye bahane aramaktadır.
Allah, ağlamanız ve sütünün ortaya çıkması için sizin ihtiyaçlar çocuğunuzu yarattı.
“Allah’a dua edin” buyurdu; yakarmasız olma, böylece sevgi sütleri coşar.”
Mesnevî bir misâller denizi, anlamların arkasına anlamlar gizlenmiş. Fakat bazı şeyler de bir o kadar âşikâr. Bir bahane olsun yakarışımıza, yeter ki isteyelim. İsteyelim ki karşılık bulalım. Ârif Nihat Asya’nın “Yoktur” şiirinde de dediği gibi:
“Dâimî bir visâl hâlidir, aşk…
Başka yol, başka mâcerâ, yoktur.
Aç duâlarla, Ârif, ellerini:
Müstecâb olmadık duâ, yoktur.”
Karşılık bulmayan duâ yoktur diyor şair. Belki bunu bildiğinden, her okuyandan bir dua isteyerek başladı Vesiletü’n-Necât’ına Süleyman Çelebi:
“Ey azizler işte başlarız söze
Bir vasiyyet kılarız illâ size
Ol vasiyyet kim derim her kim tuta
Misk gibi kokusu canlarda tüte
Her kim diler bu duâda buluna
Fâtiha ihsan ede ben kuluna”
Vesiletü’n-Necât yani Kurtuluş Vesilesi, günümüzde bilinen ismi ise Mevlid-i Şerif. Bizler öyle sevmişiz ki bu eseri, okumak için Mevlithanlar yetiştirmiş, dinlemek için günler icat etmişiz. Madem o kadar sevdik, duamızda müellifi de unutmayalım. Vasiyeti başımız gözümüz üstüne.
Dua deyince anne duasını atlamak olur mu! Necip Fazıl’ın “Dua” adlı şiirinde annesini anması tesadüf değildir elbet:
“Ağlayasın, su yükselsin!
Belki kurtulur gemi.
Anne, seccaden gelsin;
Bize dua et, emi!”
Ağlamak, yakarışın bir parçası, istemenin en içten hâli belki de. Bazen dünyanın akıp giden hengâmesinden nasibini alıyor kalplerimiz. O zaman Hazreti Rûmî’nin duası gelsin aklımıza:
“Ey Allah’ım! Bu taş gönlü mum et. Ağlayışını hoş ve acınmış yap.”
Dua güzelse bize âmin demek düşer. Âmin deyince aklımıza kubbeler ve güvercin sesleri geliyorsa, bir cami avlusunda gibi huzur buluyorsak bunun sebebi biraz da Arif Nihat Asya değil midir… Onun Naat şiirindeki dizeleri unutabilir miyiz:
“Konsun-yine-pervazlara
Güvercinler;
“Hu hu”lara karışsın
Âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler!”
Âmin nidâlarıyla hatırlanan bir şiir daha var ki, okuyunca hemen anlarız kimin yazdığını. Her dizesinde vatan sevdası, îmân ile birleşir. Mehmet Âkif, “Ordunun Duası”yla çıkar karşımıza:
“Yılmam ölümden, yaradan, askerim;
Orduma, “gâzî” dedi Peygamberim.
Bir dileğim var, ölürüm isterim:
Yurduma tek düşman ayak basmasın.
Âmin! desin hep birden yiğitler,
“Allâhu ekber!” gökten şehidler.
Âmin! Âmin! Allâhu ekber!”
Dua bir yakarış, bir niyaz, bir diyalog. Fakat her şeyden öte bir ibadet. Kulluğun vazgeçilmez parçası. İnsan bazen bu diyalogda sessiz kalıverir, anlatamaz kendini. Söylemek istedikleri vardır, ama dili bir türlü dönmez. O zaman bir tercüman arar gönlüne. Kitap’tan, Sünnet’ten gücünü alan bir nefes bekler. Öyle ki o nefesle hitama ersin söz. Altına bir imza gibi atılsın âminler.
Her güzel sohbet bir duayla bitiyor. Elbet bir hikmeti vardır bunun.
Gelin bu yazıyı da Süleyman Çelebi’nin duasıyla tamamlayalım:
“Yâ İlâhî sakla sen îmânımız
Verelim îmân ile tâ cânımız
Biz günahkâr âsi mücrim kulları
Yarlıgayup kıl günahlardan berî
Kabrimizi imân ile pür nûr kıl
Mûnisin ğılmân ile hem hûr kıl
Hem dahi mizânımız eyle sakîl
Cennete girmeğe lûtfun kıl delîl
Mustafâ’ya hem civar et yâ Kerîm
Cennetü’l-firdevs içinde yâ Rahîm
Lûtf ile göster bize didârını
Ni’metinle toylagıl kullarını
Avf idüp isyânımız kıl rahmeti
Ol Habîbin yüzü suyu hürmeti
Sana lâyık kullar ile hemdem et
Ehl-i derdin sohbetine mahrem et
Hem Süleymân-ı fakîre rahmet et
Yoldaşın imân makâmın cennet et
Yâ İlâhi kılma bizi dâllin
Bu duaya cümleniz deyin âmin
Ümmetinden râzı olsun ol Mu’în
Rahmetullâhi aleyhim ecmaîn”
Zehra Binark