23 Nisan 2024 / 14 Şevval 1445

Eşyaya Zarafetle Yaklaşmak

Mehtap Yüksel – 

İnsan, yaratılışı itibarıyla eşya ile duygusal bir bağ içinde hayatını sürdürmektedir.

Allah (c.c.) Hz. Âdem’i (a.s.) yaratmış ve ona tüm yeryüzündeki eşyanın ismini, mahiyetini, hakikatini, yaratılış sırrını ve hikmetini öğretmiştir. Eşyanın hakikati ve esrarı ise ancak kalbin duyuşları nispetinde ortaya çıkar.

Tıpkı insanlarla ilişkilerimiz gibi hepimizin maddi eşya ile alakalı bir hikâyesi ve ilişkisi vardır. Sahip olduğumuz eşyayı psikolojik işlevler için kullanma eğilimi, erken çocukluk döneminden başlar. Bu eğilim insan ömrü boyunca da güçlenerek devam eder. Çocukların duygusal boşluklarında, eşyayla bağ kurmaları onları rahatlatan ve mutlu eden bir unsur hâline gelir. Yetişkinlerde de eşyanın manevi değeri veya hatırası onların duygu yoğunluğu yaşamasına ve o anki hissiyatın kaldığı yerden devam etmesine neden olur.

Esasında eşya bir şeye delalet eder. Eşyadan sadece yarar sağlanması beklenmez, eşyadan ibret almak da gerekir çünkü o, sahibinden izler taşır. İnsan ve eşya birlikte yaşlanır, birlikte birçok anıyı paylaşırlar.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) kullandığı her eşyaya isim verirdi. Hz. Osman (r.a.) abdest aldığı ibriği eskiyince hüzünlenmişti. Buradaki örnekler eşyaya bağlılık veya düşkünlük değil, eşyanın hakikatine uygun bir şekilde onunla ilişki kurmaktır. Eşya tüm yaşanmışlığın ve anıların emanetçisi olur, bazen yaşadıklarımızın tek şahidi, sırlarımızın tek bilenidir.

Öte yandan insanın kendi gerçekliğinin bir kazanımı olan eşya, kültürel ve fiziksel çevreyle iletişimi sonucunda bir anlam kazanır. Nohl “Eşya ve İnsan” kitabında bu belirlemeyi biraz genişleterek öğrenmenin ve eğitimin sadece başka insanlarla etkileşim sonucu değil eşya deneyimiyle de gerçekleştiğini, insanın eşyayla meşgul oldukça öğrenme yolunda ilerlediğini anlatır. Bu teoriye göre eşya pedagojisi insana; saygı duymayı, korumayı, gerekirse tamir edip hayata yeniden kazandırmayı ve gereksiz eşya biriktirmemeyi öğretir.

Şimdilerde eşyanın modası geçtiği için eşya kullanılmaz diye düşünülüyor ve çok çabuk tüketiliyor. Bir eşyayı uzun süreli kullanmak yoksulluk olarak algılanıyor. Üst modelleri çıkan eski eşyanın kıymeti kalmıyor. Eşyaya fonksiyonundan ziyade fiyatı değer katmaya devam ediyor. Oysa insan kullandığı eşyaya ve yaşadığı ortama değer katabilmeli çünkü bir ev, içinde yaşayanların ruh hâlini yansıtır ve o ev, içinde yaşayanlarla anlamlı hâle gelir.

Eşyanın kullanımındaki zarafeti, Osmanlı kültüründe yaşamın içinde de görebiliyoruz.

Ecdadımız  o kadar hassas davranmış ki  mesela pencere kenarına konulan çiçeklerin renklerine anlamlar yüklemiş. Kırmızı renk çiçekle evde evlenme çağına gelmiş  genç  bir kız olduğunun ve evin önünden geçerken dikkat edilmesinin, kötü söz söyleyip onun incitilmemesinin; sarı çiçekle evde hasta olduğunun ve evin önünde hatta sokakta gürültü yapılmamasının istendiği mesajını vermişlerdir. Pencere önündeki çiçeklere  dahi yüklenen anlam ve nezaket,  Osmanlı toplumunun  içinde bulunduğu ahlaki ve kültürel seviyenin  alameti olsa gerek.

Osmanlı’da evlerin kapı tokmakları dahi ayrı anlamlar ifade ediyordu. Kapı tokmakları çift halkadan müteşekkildi. Bunlardan büyük olanı kalın, küçük olanı ince ses çıkartırdı. Eğer eve erkek bir misafir gelmişse kalın sesli tokmağı tıklatır, ev sahibi gelenin erkek olduğunu anlar ve kapıyı evin beyi açardı. Şayet ince sesli tokmağın sesi duyulmuş ise gelenin bir hanım olduğu anlaşılır ve kapıyı evin hanımı açardı.

Ayrıca her evin duvarında sanatın inceliği görülür, hat yazısıyla duvarda “Edep Ya Hu” levhaları yer alırdı ki her hâlinde zarif ve nazik ol demekti.

Peki, insanla bu denli hemhâl olan eşyanın kendisine karşı da zarif olabilir miyiz?

Fıtrat dini olan İslam, eşyanın korunmasına çok önem vermiştir. Eşyayı israf etmenin, eşyaya bile bile zarar vermenin hoş karşılanmaması bu duruma işaret eder. Bunun yanında eşya paylaşma ögesi (infak) olarak kabul edilmiş, verilen eşyanın temiz ve kullanılır durumda olması tavsiye edilmiştir.

Eşyaya vefa gösteren dostlarına da vefa gösterir. Eşyasının bakımını güzel yapan kişi, insanî ilişkilerine de emek harcar. Hayatı paylaştığı insanları kolay kolay terk etmez, kâinata karşı saygılı olur, başka canlılara da zarar vermemeyi öğrenir.

İnsanın eşyaya karşı tutumu tüm kainatla ilişkisinin küçük bir numunesi gibidir. En küçük olanla kurulan vefalı ilişki, en büyük olana da yakınlığı arttırır.

 

Kaynakça:

Nevin Meriç, Adabı Muaşeret: Osmanlı’da Gündelik Hayatın Değişimi, Kapı Yayınları

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Henüz Yorum Yok

Cevap Yaz

Tüm alanları doldurunuz