22 Şubat 2024 / 12 Şaban 1445

Sosyal Hayatımızı Yönetebilmek

Davranış Bilimci Semiha Bahadır – 

İnsan, insanla var olur. Anayla kurulan bağ, bağ kurma, uyum sağlama, ahenk oluşturma, gelişme eğitimi olarak tecrübe edilir. Bu tecrübe hayata katılınca adım adım, fert fert büyür, yayılır ve olgunlaşır ya da olgunlaşması beklenir. Edinilen her tecrübe, yeni tecrübelere cesaret olur.

Bu insanî tecrübeler üç alanda bilgi edinmemizi sağlar: Kendimize dair, ilişkiye dair ve muhatabımıza dair. Bu bilgiler de üç boyutta bilgi verir: ideal olana, negatif olana ve anlık gerçekliğe dair.

İlişkilerin bu üç boyutu, döngüsel olarak tecrübe edilerek insanı güvensizlikten gerçek güven alanına taşır.

Örneğin bağımlılıkla başlayan anne-çocuk ilişkisi, zaman içinde ayrışma, yeniden bağlanma adımlarıyla olgunlaşır. Bağımlılık döneminde, genelde alan taraf ile veren taraf, kontrolü sağlayan ve uyum sağlayan taraf bellidir. İlk dönem bu ilişki maddi olarak doğal görülse de, ilişki tecrübesi arttıkça kontrolü paylaşma; ilişkiyi tanımlama ve ilişkiden beslenme konusunda yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulur. Bu süreçte taraflar hak ve hakkaniyet bilinciyle kendine ya da muhatabına odaklanmakla birlikte; aslolanın güvenli, yeterli ve besleyici bir ilişki olduğunu anlar. Açık iletişim ile (istişare bilinci ile) sınırlar, rol tanımları yeniden belirlenir ve uyumlu bir ilişkiye taşınarak olgunlaşır/olgunlaştırılır.

Toplum olarak ilk evrede yakın ilişkiler yaşama eğilimindeyiz. En azından son 10 yıla kadar bu böyleydi. Yakınlık (sosyal olma) motivasyonumuz, yalnız olma motivasyonumuzun önüne geçmekteydi. Bu ilişkisel yapı, ikinci evreye yani başka bir şekilde ifade etmek gerekirse ayrışma evresine geldiğinde, kültürel olarak bu beceriye yeterince sahip olmadığımız için genel olarak ayrışma, bir çatışmaya dönüşüyor ve ilişkisel yapı ister istemez yakınlık-yabancılaşma kutuplarına sıkışıyor.

Diğer bir deyişle “Fazla muhabbet tez ayrılık getirir.”

İlişkinin bağımlılıktan bağlılık ve ahenk evresine ulaşması, zor bir süreçtir. Peki, taraflar birbirinden kopmadan, birbirlerine küsmeden ve yabancılaşmadan bu süreci yönetmek ya da bu sürece bağlı kalarak ilişkiyi olgunlaşma evresine taşımak mümkün mü?

Şüphesiz çok farklı metotlar tecrübe edilmekle birlikte, yağmur damlası metaforuyla anlaşılabilir ve uygulanabilir bir usulü tecrübe etmekte fayda var.

Bu bakış açısına göre yakın ilişkiler birbirine geçmiş halkalar gibi iç içe yaşanabilir. Çatışma ya da suizan, muhatabınızın negatif tutumlarına odaklanma artmış ise: Ayrışma vakti araya mesafe koyma başka bir ifade ile paylaşımı azaltma vakti gelmiş demektir.

Bu süreçte negatifi, bize güvensizlik veren, yaralayan, örseleyen, zorlayan tecrübeleri dinlenmeye bırakarak; paylaşımı iki tarafa da iyi gelen, güvende tutan ortak alanlara ve zamana taşıyarak; hem kendi sosyal girişimciliğimizi (sevme motivasyonumuzu) hem de muhatabımıza olan saygımızı (var olma motivasyonumuzu) korumuş oluruz.

Eskiler kadim bilgelikleriyle bu ortak güven ve huzur alanını edep kurallarıyla korumuş, aşırılıkları kontrol ederek yakınlığı tecrübeye bırakmıştır.

Bu usul, insana birey olmayı ve ait olmayı derinlikli bir biçimde kazandırdığı için ilişkilerin etkisi nesillerce korunmuş; büyük, güçlü ve huzurlu toplumların inşasına vesile olmuştur.

Unutmayalım ki aslolan yakın olmak değil, güvenilir olmak. Koruyucu olan, yabancılaşmak yani bağları koparmak değil, paylaşımı güven sınırlarına çekmektir. İnsan ancak güven çemberinde var olur gelişir ve uzlaşır. Muhlis olan, muslih olur vesselam. Selamet, afiyet ve muhabbetle kalın.

Henüz Yorum Yok

Cevap Yaz

Tüm alanları doldurunuz