22 Şubat 2024 / 12 Şaban 1445

Vücudumuzun Isı Sistemi

Dr. Firdevs Kara – 

Dünya nüfusunun 5/1’nin kaslarının çoğunun düşük sıcaklıklara dayanıklı yavaş kasılan liflerden oluştuğu bulunmuş. Yorgunluğa daha dirençli olan bu liflere sahip insanlarda, genetik mutasyon sonucu kaslarda olması gereken bir protein eksik. Dolayısıyla bu insanlar sert iklimlere dayanma ve enerji tasarrufu sağlama konusunda diğer insanlara kıyasla avantajlı görünüyor.

Hızlı kasılan kaslarının oranı daha fazla olan ve genelde sıcak iklimlerde yaşayan insanlar soğuk havada titreyerek ısılarını korurken, yavaş kasılan kaslara sahip azınlıktaki insanlar vücut ısılarını kaslarının az ve sürekli işleyişi sayesinde koruyorlar.

Peki, değişik iklim ve ortamlarda vücut sıcaklığımız nasıl bu kadar dengede kalabiliyor, bunu sağlayan mekanizmalar neler?

Vücudumuz, sıcaklığımızı dengede tutan mükemmel bir sistemle yaratılmıştır. 12,5 °- 60° arasındaki kuru havada iç organlarımızın sıcaklığı sabit tutulurken derimizdeki yüzey sıcaklığı çevre sıcaklığı ile yükselir ya da azalır.

Genelde vücut sıcaklığımız 36°-37,5° arası seyreder. Sabah erken saatlerde ya da soğuk havada 36°’den düşük, orta dereceli egzersiz sırasında, heyecan durumunda ya da hareketli çocuklarda 38,5°’ye yükselir. Hatta yoğun egzersizlerde 40°’ye kadar çıkabilir.

Normal şartlarda vücut sıcaklığımızı ağızdan ölçtüğümüzde 36,5°- 37° bulunurken makat yoluyla ölçtüğümüzde bundan 0,5° fazla çıkar.

Sıcaklığımızı koruyan en önemli yapılar, deri ve deri altı yağ dokusudur. Yağ dokusu diğer dokulara göre ısıyı üçte bir oranında ilettiği için sıcaklığı korumada önemlidir. Kadınlarda deri ve yağ dokusunun ısı izolasyonu erkeklere göre daha iyidir. Buna rağmen kadınlar soğuğu erkeklere göre daha çok hisseder ve erkeklere göre daha sıcak ortamı tercih ederler. Bunun pek çok nedeni vardır.

Kadınların kas dokusu erkeklere göre daha az olduğundan soğuk havada daha az ısı üretebilirler. Ayrıca deri ve kas arasındaki yağ dokusu kadınlarda daha kalın olup kaslardaki kan damarlarına uzak kalan deri, soğuğu daha fazla hisseder. Kadınların metabolik hızı erkeklerden yavaş olduğundan soğuk havada ısı üretimini yeterince arttıramazlar. Ayrıca östrojen kol ve bacak damarlarını genişlettiğinden ısı kaybını yükseltir. Progesteron ise tam tersini yaparak daha soğuk hissetmemizi sağlar. Yani adet döngüsü içinde vücut sıcaklığı da değişkenlik gösterir.

Kadınların el, ayak ve kulakları bu hormonlar nedeniyle erkeklere göre daha soğuktur ama vücut sıcaklıkları erkeklerden daha yüksektir.

Kadınlarda yumurtlamadan sonraki bir haftada vücut sıcaklığı arttığından ortamı daha soğuk hissederler.

Hayvanlardaki gözlemler de erkek cinsiyetin soğuk ortamı tercih ettiğini ortaya koymuştur. Annelerin, sıcak ortama ihtiyacı olan yavrulara uyum sağlamak için ya da bazı erkeklerin yavrulara zarar verme ihtimaline karşı iki cins arasında böyle bir fark olduğu düşünülüyor.

Gelelim vücut sıcaklığımızı dengede tutan mekanizmalara. Vücudumuzda yediklerimizin metabolizması sonucu ortalama en az 2000 kalori ısı üretilir. Yoğun fiziksel aktivite sırasında bu ısı üretimi 15 kata kadar artabilir. Üretilen ısı aynı oranda kaybedilerek vücut sıcaklığı korunur. Bu ısıyı en çok elektromanyetik ışınlar şeklinde çevreye veririz. Temas ettiğimiz yüzeylere ve havaya ısıyı direkt ileterek de daha az bir miktar kaybetmiş oluruz. Rüzgarlı havada çevremizde ısıttığımız hava uzaklaşıp soğuk hava geldiğinden ısı kaybımız daha fazla olur.

Suyun havaya göre çok daha fazla ısı kaybettirme etkisi vardır. Giysilerin ıslak olması havaya göre ısı geçişini 20 kat arttırdığından ısı kaybını çok yükseltir. Bu yüzden terleme yoluyla giysilerin ıslanması riskine karşı çocukları ortamın ısısına göre terletmeyecek ölçüde giydirmek önemlidir. Giysilerimiz deri üzerinde bir bariyer oluşturduğundan çıplak biri giyinik birine göre iki kat ısı kaybeder. Sıkı giyinmiş birinde bu kayıp 6/1’e kadar düşer.

Bir başka ısı kaybetme yolu ise buharlaşmadır. Deri ve akciğer yoluyla vücudumuzdan günlük 600 mililitre sıvı buharlaşır ve bu sırada ısı kaybederiz. Derimizdeki ter bezleri, ortam ısısı yükseldiğinde, egzersiz esnasında ya da heyecanlandığımızda salgı yapar. Terin buharlaşması yoluyla ısı kaybetmiş oluruz. Çok sıcak iklimlere gidenlerde önce yoğun terleme görülür. Zaman geçtikçe vücut ortama adapte olarak ter miktarını azaltır.

Isı üretimi:

Bazal metabolizma hızımız, kas aktivitesi, tiroid hormonu, sempatik sinir sisteminin hücre metabolizmasını yönetmesi yoluyla arttırılıp azaltılabilir. Tiroid hormonu ani değişiklikler yerine uzun süreli adaptasyonda etkilidir. Çok soğuk ortamlarda kademeli olarak artarak metabolizmayı arttırır. Hatta bu yüzden soğuk bölgelerde guatr gelişebilir.

Vücut sıcaklığını dengede tutmak hipotalamustaki ısı merkezinin görevidir. Buraya gelen kanın sıcaklığına göre ya da derimizdeki sıcaklığı algılayan reseptörlerinin verdiği bilgiler ile ısı merkezi sıcaklığımızı sabit tutar. Ayrıca bölgesel ısınma ve soğumalarda bütün vücut sıcaklığını etkilememek için omurilik devreye girer ve refleks şeklinde bölgesel müdahale yapılır. Derideki soğuk reseptörleri daha fazladır çünkü soğuk ortamda hipotermiyi engellemek için bir an önce önlem almak çok önemlidir.

Vücut sıcaklığımızı ayarlamada el, ayak ve kulak gibi uç noktalarımızdaki özel damarlanma sisteminin rolü büyüktür. Bu özel damarların büzüşme ve genişleme yeteneği ile içinden geçen kan miktarı çok önemli oranlarda değiştirilebilir. Böylece bir radyatör gibi çalışarak deriden havaya sıcaklık iletimi 8 kata kadar azaltılıp arttırılabilir.

Görüldüğü gibi ısı dengemizi korumak için birçok mekanizma birbiriyle uyum halinde çalışır.

Gelecek sayıda “Ateşimiz neden yükselir?” ve “Neden üşürüz?” sorularının cevabını arayacağız.

 

Kaynak: Guyton textbook of medical physiology

Henüz Yorum Yok

Cevap Yaz

Tüm alanları doldurunuz