23 Temmuz 2024 / 16 Muharrem 1446

Zamanın Değeri

 

Süheyla Kullemci – 

Dünya üzerinde insan ve diğer bütün canlıların belirli bir yaşam süresi vardır. Bu ne eksilir ne de artar. Vakti geldiğinde “Her nefis ölümü tadacaktır.”

Bizim sermayemiz ömrümüzdür. Ömür bittiğinde veya bir saniye geçip gittiğinde tekrar kazanma imkanımız yoktur. Giden vakit geri gelmez. 

İki şey vardır kıymetini bilemediğimiz: boş vakit ve sıhhat. Dünyaya gelen kimsenin başarıyı yakalamasında zaman anlayışının büyük önemi vardır. Eskilerin söylemiyle, vakit kılıç gibidir, sen onu kesmezsen o seni keser.

Boş yere geçen her anın, pek çok fırsatı da beraberinde götürdüğünü ve bunların tekrar aynı zaman dilimi olarak geri gelmeyeceğini fark etmemiz önemlidir. Ömrümüz yettiği sürece art arda günler gelir geçer fakat aynı vakti tekrar yakalayamayız.

Dünya üzerinde elde etmeye çalıştığımız mal, mülk, mevki, saygı ve diğer tüm değerler nasibimizde varsa -bugün değilse de yarın- gerçekleşir. Onları yakalama fırsatımız her zaman vardır. Fakat geçen zamanı geri getirme fırsatımız yoktur. 

Zamanı tükettikçe her yeni gelen günü aynı zannedip gailesizce davranıp vaktimizin kıymetini bilemiyoruz. Ne yazık ki o geçen zaman hayatımızın, yaşamımızın her bölümünde sürenin bitmekte olduğunu gösteriyor. Giden geri gelmiyor.

Onun için ihtiyarlıktan önce gençliğin, hastalanmadan önce sağlığın, fakirlikten önce zenginliğin, meşguliyetten önce boş vaktin, ölmeden önce hayatın kıymetini bilmeliyiz. 

William Shakespeare şöyle diyor;

Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için,

Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermedigi için,

Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.

Elimizdeki nimetlere hele ki zamana son derece nazik davranmalıyız. Her şeyin farkında olan, inanan biri olarak ibnu’l-vakt, yani zamanla bir bütün olmalıyız. Yaşadığımız anı kıymetini bilerek, ona değer vererek geçirmeliyiz.

İnsanoğlu için üç vakit vardır: Biri geçmiştir, ona ahlanmak ile ele bir şey geçmez. Biri gelecektir, ona ne olacağını kesinlikle bilemeyiz. Geriye yalnızca içinde bulunduğumuz zaman kalır. İşte onun değerini bilip layıkıyla kullanmak çok önemlidir. 

Müslüman bir bireyin vakti en iyi biçimde kullanması beklenir çünkü İslam’da boş zaman veya boşa geçirilecek bir tatil anlayışı bulunmaz. Çalışırken yorulan kişilerin, dinlenirken de bir işle meşgul olması gerekir çünkü biz inanıyoruz ki ömrünü nerede harcadığından, her eyleminden kişi ebedi hayatta hesaba çekilecektir.

Her işi zamanında yapmak önemli bir sanattır çünkü zaman bir çok şeyin değerini artırırken pek çok şeyin değerini azaltır. İş ve söz gerçek değerini ifa ve ifade edildikleri zamanda bulur. Netice veren işler, umulan faydayı sağlayan işler ise zamanında yapılanlardır.

Zamanlama hataları pek çok maddi ve manevi kayıplara sebep olur. Tıpkı bir meyvenin dalında olgunlaştığında yenmesi gibi. Öncesi hamdır, olgunlaşmamıştır, sonrası ise çürür gider. 

Hayatımız, ihmallerimizin pişmanlıkları ile boğulmamalıdır. “Yarın yaparım.” denilen işin yarın yapılması ihtimali çok azdır ve hayat ihmalleri görme konusunda hiç ihmalkar değildir.

Zamanı değerlendirmenin en büyük düşmanı olan plansızlık ve disiplinsizlik zamana karşı saygısızlık da sayılır. Her saygısızlık gibi zamana saygısızlığın karşılığı da utançtır. İradenin güçlendirilmesi bu saygısızlığı engellemenin tek yoludur. 

Öte yandan “bir iş yapmış olma zannı” zamanın gücünü emen parazit gibidir. Bundan kurtulmanın yolu ise işin neticesine bakmaktır. Sonuç varsa amenna.

Zamana karşı nazik olup onu iyi değerlendirmek için bazı metotlar geliştirilmiş ve uygulanmaktadır. 

Mesela güne erken başlamak aynı zamanda zamanı ciddiye aldığımızın da bir göstergesidir.

Her şeyden önemli olan ise sağlam bir iradeyle hedef belirleyerek disiplinli bir şekilde bu hedefe ulaşmak için çalışmaktır. İçimizdeki tatlı dil ve söylemler hedefe ulaşmakta aldanmamıza, vakte karşı nezaketsizliğe düşmemize sebep olabilir. Dikkatli olmakta fayda var. 

Zamanı iyi kullanma becerisi kazanmış, zamanla kavgası olmayan insanlarla bir arada olmak, bir müddet sonra bizim de onlar gibi olmamızı sağlayacaktır.

Ve unutmayalım ki sahip olduğumuz zamanı gerçek değerine kavuşturabilmek ancak onun gerçek sahibi ile irtibat kurduğumuzda mümkün olacaktır. 

 

Henüz Yorum Yok

Cevap Yaz

Tüm alanları doldurunuz