20 Ekim 2026 / 8 Cemaziyel Evvel 1448

Duymak Yetmez: Anlamak için Dinlemek

Doç. Dr. Şule Çekiç- Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları Uzmanı-Psikolog-

Daha önce etkili konuşma, etkili anlatım, etkili iletişim gibi konularda yazı okumuş olabilirsiniz. Peki hiç etkili dinleme üzerine düşündünüz mü? 

Oysa konuşabilmek, iletişim kurabilmek ve karşımızdakiyle gerçek bir paylaşım gerçekleştirebilmek için öncelikle işitmeye ve daha da önemlisi etkili dinlemeye ihtiyacımız var. 

İşitme; dış kulaktan başlayarak orta kulak ve iç kulak üzerinden işitme sinirine ve beynin işitme merkezlerine kadar uzanan, pek çok farklı yapı ve mekanizmanın birlikte çalışmasıyla gerçekleşen karmaşık bir işlevdir. Ancak bir sesi işitmek, onu mutlaka dinlediğimiz ve anladığımız anlamına gelmez. Dinleme; sesi fark etme, diğer seslerden ayırt etme, tanıma ve anlamlandırma gibi hiyerarşik süreçlerin sonucu oluşur ve iletişimin gerçekleşebilmesi için kritik bir role sahiptir. 

Günlük yaşamda çevremizde aynı anda çok sayıda sesler bulunur. Peki, bütün bu sesler arasında hangisine odaklanacağımıza nasıl karar verdiğimizi biliyor musunuz? 

İşte bu noktada işitsel dikkat devreye giriyor. İşitsel dikkat; genel olarak çevremizdeki sesler arasından bizim için önemli olanı seçip ona odaklanmamızı, diğer sesleri ise ayırt ederek arka planda tutmamızı sağlıyor. Örneğin kalabalık bir ortamda karşımızdaki kişinin söylediklerini takip edebilmemiz, çevredeki diğer konuşma ve seslere rağmen onun sesine odaklanabilmemiz işitsel dikkatin bir sonucudur. Burada işitme sistemimizin anatomik yapılanması ve fizyolojisi, hedef sesi diğer seslerden ayırt edip ön plana çıkarırken o an için önem taşımayan sesleri baskılamamızı sağlayan mekanizmalarıyla yaratılışımızdaki hayranlık uyandıran inceliği gözler önüne seriyor. 

Etkili bir iletişimin yalnızca iyi konuşmayı değil iyi dinlemeyi de gerektirdiğini biliyoruz. İşitmeyi, işitsel dikkati ve dinleme becerilerini desteklemek; iletişimde ve hatta eğitim süreçlerinde yaşanan pek çok güçlüğün azalmasına, dolayısıyla başarının artmasına katkı sağlar. İşitsel rehabilitasyonda profesyoneller tarafından dinlemeyi desteklemek amacıyla pek çok strateji kullanılır. Aslında bu stratejiler günlük yaşamda da kolaylıkla uygulanabilir. Örneğin bulunulan ortamdaki arka plan gürültüsünü olabildiğince azaltmak, aynı anda birden fazla kişinin konuşmasını önlemek ve konuşma sırasında uygun duraksamalar yapmak dinlemeyi belirgin şekilde kolaylaştırır.  

Karşımızdaki kişi hemen yanıt vermediğinde aynı soruyu art arda sormak ya da söylediğimizi tekrar tekrar dile getirmek yerine ona cevabını oluşturması için zaman tanımamız gerekir. İhtiyaç hâlinde aynı mesajı farklı ve daha anlaşılır ifadelerle yeniden şekillendirmek; konuşurken vurgu, tonlama ve konuşma hızını doğru ayarlamak da muhatabınızın dikkatini sürdürmesini ve vermek istediğiniz mesajı kolayca takip etmesini sağlar.

İletişimde “ortak dikkat” kavramı da kritik bir yere sahiptir. Aynı konuya birlikte yönelmek, karşımızdaki kişiyle ortak bir anlam alanı oluşturmamıza yardımcı olur. Özellikle çocukların iletişim ve dil gelişimini desteklerken çok kritik olan bu kavram, yetişkinler arasındaki günlük ilişkiler açısından da oldukça değerlidir. Bu şu demektir: Onunla konuşurken tüm varlığınızla orada olmalı, başka hiçbir şeyle ilgilenmemelisiniz. 

Peki, bir insanı konuşmaya teşvik etmenin en etkili yollarından biri nedir? Nitelikli bir soru sormak ve ardından gerçekten beklemektir, diyebiliriz. Çoğu zaman soru sorar sormaz oluşan sessizliği doldurmaya çalışır, arka arkaya yeni sorular yöneltir veya karşımızdaki kişinin cümlesini tamamlama eğilimi gösteririz. Oysa bazen yapmamız gereken tek şey, muhatabımıza düşünmesi ve yanıtını olgunlaştırması için yeterli süreyi vermektir. Üstelik bu bekleyişi göz teması, baş hareketleri ve samimi jest-mimiklerle desteklediğinizde karşınızdaki kişiye çok güçlü bir mesaj iletirsiniz: “Seni gerçekten dinliyorum. Acelem yok ve söyleyeceklerini merak ediyorum.” 

Manevi büyüklerimizden öğrendiğimiz kıymetli bir dinleme davranışı var: Biri, daha önce anlattığı bir konuyu, hikâyeyi yeniden dile getiriyorsa “Bunu zaten biliyorum.” diyerek zihninizi kapatmak yerine onu ilk kez dinliyormuş gibi dinlemek. Bu güzel alışkanlık dinleme nezaketinin yanında anlatılanın farklı bir boyutunun yakalanmasına da vesile olabilir. Belki bu ikinci anlatımda kişi konunun kendisini değil, o konunun ruhunda bıraktığı yeni bir izi paylaşıyordur. 

Ve unutulmamalıdır ki en zayıf veya en sıkıcı konuşmacının bile iletmeye çalıştığı bir mesaj vardır. Anlatımı yetersiz olan, düşüncelerini toparlayamayan ya da dinleyicinin ilgisini canlı tutmakta zorlanan birini anlamanın tek yolu; üslubun ötesine geçip onu daha büyük bir dikkatle dinlemektir. Özellikle dijitalleşen dünyada zaman zaman gençlerimiz, din eğitimi alırken veya dinî anlatımları takip ederken konuşmacının anlatım tarzından dolayı zorlandıklarını ifade edebiliyorlar; sunumu sıkıcı veya yetersiz bulabiliyorlar. Oysaki sırf anlatım biçimine ya da konuşmacının performansına takılıp zihnimizi kapatmak yerine, doğrudan aktarılmak istenen mesaja ve öz içeriğe odaklanmak dinlemeyi sürdürülebilir kılar. Böylesi durumlarda “En kötü konuşmacının bile anlatmaya çalıştığı bir şey vardır.” prensibiyle yaklaşmak, üslubun arkasında saklı kalan o asıl kıymetli cevheri ve güzel mesajı yakalamanın en sağlam yoludur. 

Belki de etkili dinleme, yalnızca duyduklarımızla yetinmeyip karşımızdakinin içinde taşıdığı eşsiz âlemi de anlama cesareti göstermektir. 

 

 

Henüz Yorum Yok

Cevap Yaz

Tüm alanları doldurunuz