İslamın şartlandan,en büyük erkanından birisi de ramazan orucudur.Ramazan orucu, Peygamberin Hicret’inden bir buçuk sene sonra Şaban ayının onuncu günü farz kılınmıştır.Bizden önceki ümmetlere farz kılındıgı gibi,sayılı günlerde oruc tutmak,bizede farz kılınmıştır.Nitekim ayette “ Ey İman edenler! Sizden önceki (ümmet)lere yazıldığı gibi sizin üzerinize de oruç tutmak yazıldı(farz kılındı). Olur ki bu sayede takvâya erersiniz. “
Oruç sözlükte; birşeyden uzaklaşmak, birşeye karşı kendini tutmak demektir. Şer’î bir terim olarak oruç; tutmaya ehil olan kimselerin niyet ederek ikinci fecirden itibaren güneşin batışına kadar orucu bozan şeylerden korunmalarıdır. Yani oruç belli bir süreyle yeme, içme, ilaç kullanma veya cinsel isteklerden uzak durmaktır.
İmsak ve İftar
Sözlükte “bir şeyi tutmak, sımsıkı sarılmak, alıkoymak; bir şeyden el çekmek, kendini tutmak” gibi mânalara gelen imsâk, terim olarak “ikinci fecrin (fecr-i sâdık) doğuşundan güneşin batışına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden nefsi alıkoymak” demektir. Bu aynı zamanda savm (oruç) kelimesinin de terim anlamıdır. Bazı fıkıh kitaplarında bu şekilde tanımlanan savm diğer bazılarında soyut olarak “belirli şeylerden belirli bir zamanda (belirli şartlarla) kendini alıkoymak” diye tarif edilmiş ve orucun rüknünün imsak olduğu belirtilmiştir. İmsak daha dar anlamda oruca başlamayı, başlangıç anını, karşıtı olan iftar da geniş anlamda orucu herhangi bir zamanda bozmayı, dar anlamda ise güneşin batışında meşrû şekilde oruca son vermeyi ifade etmektedir. İmsak kelimesi sözlük anlamında çeşitli türevleriyle Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde geçmekte, sahur ve imsak vaktiyle ilgili bazı hadislerde ise mâna olarak yer almaktadır (Müslim, “Śıyâm”, 39-44; Ebû Dâvûd, “Śavm”, 18)
Fıkıh âlimlerinin çoğunluğu, imsakin ikinci fecrin doğuşuyla başladığını ve güneşin batışına kadar devam ettiğini kabul etmiştir. Bunlardan fecrin ilk doğuş anını sınır kabul edenler ihtiyatı, aydınlığın biraz yayılıp belirmesini benimseyenler de kolaylığı esas almışlardır (el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 51, 194; İbn Âbidîn, II, 371; Çiçek, sy. 7-10 [1989-92], s. 187-188). Zira Hz. Peygamber sahurun mümkün oldukça geciktirilmesini tavsiye etmiş, ashabın uygulaması da bu yönde olmuştur.
ORUCUN ÇEŞİTLERİ
Oruç; farz, vâcip, nâfile ve mekruh çeşitlerine ayrılır.
A – Farz Oruç:
Bu da ikiye ayrılır.
- Muayyen farz oruç. Ramazan orucu gibi.
- Gayri muayyen farz oruç. Kazaya kalan ramazan orucu ile keffaret olarak tutulacak oruçlar birer gayri muayyen farzdır. Ebû Hanîfe’ye göre ramazan orucunu kazaya bırakan kimse bunu, istediği mübah günlerde tutabilir. İmam Şâfii’ye göre ise aynı yıl içerisinde kaza etmesi gerekir.
B- Vacib Oruç:
Bu da ikiye ayrılır. Adak oruçları vaciptir. Belirli günde tutulması adanan oruç muayyen bir vaciptir. Herhangi bir gün, hafta veya ay gibi belirsiz bir zamanda tutulması adanan bir oruç da gayri muayyen bir vaciptir. Adak yapılan îtikâf orucu da, belirli günde tutulacağı için muayyen vacip sayılır.
C- Nafile Oruç:
Bu oruçlar da sünnet, müstehap, mendup veya tatavvu adını alırlar.
Nafile oruçlar şu günlerde tutulur :
- Gün aşırı tutmak: Nafile oruçların en faziletlisi gün aşırı oruç tutmaktır. Rasülûllah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur : “En faziletli oruç Dâvud (a.s) ın tuttuğu oruçtu. Dâvud (a.s.) bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı.” Abdullah b. Ömer (r. anhüma); “Ben daha fazlasını tutabilirim” deyince, Hz. Peygamber “Bundan üstünü yoktur” buyurmuştur.
- Her aydan üç gün oruç tutmak: Her ayın on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci günü oruç tutmak müstehaptır. Bu günlere, “ eyyâmı bıyz ” denir. Ebû Zer ( r.a )’ten rivayet edildiğine göre, Rasülûllah ( s.a.s. ) şöyle buyurmuştur: “Her ayda üç gün oruç tuttuğun zaman, 13, 14 ve 15 nci günlerde tut.” Aişe ( r. anhâ ), Hz. Peygamber (s.a.s.)’in her aydan üç gün oruç tuttuğunu bildirmiştir.
- Her hafta pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak: Usâme b. Zeyd ( r.a. )’ten rivayet edildiğine göre; Hz. Peygamber ( s.a.s. ) pazartesi ve perşembe günleri oruç tutardı. Kendisine bu günleri tercih etmesinin sebebi sorulunca : “İnsanların âmelleri Allah Teâlâ’ya pazartesi ve perşembe günleri arz olunur” buyurdu. Başka bir rivayette; “Ben oruçlu iken amelimin yüce Rabbime arz olunmasını severim.” ilavesi vardır.
- Ayrı ayrı günlerde de olsa şevval ayında altı gün oruç tutmak: Fakat bunların bayramın hemen arkasından peşpeşe tutulması daha faziletlidir. Kaza, adak, v.b bir oruç da bu günlerde tutulsa aynı sevap elde edilir. Ebû Eyyûb’ un naklettiği bir hadiste şöyle buyurulur: “Her kim Ramazan’ı oruçla geçirir de sonra buna şevval ayından altı gün ilave ederse, bütün yılı oruçlu geçirmiş gibi olur.” Bire on kat ecir hesabıyla Ramazan orucunun on aya, altı gün şevval orucunun da 60 güne karşılık olduğu, böylece bütün yılın oruçlu geçirilmiş sayılacağı rivayet edilmiştir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de; “Kim iyi bir amel işlerse, ona bunun on katı ecir vardır.” buyurulur.
- Arefe gününde oruç tutmak: Hac’ da olmayanların Zilhiccenin dokuzuncu gününü oruçla geçirmesi müstehaptır. Rasülûllah ( s.a.s. ) şöyle buyurmuştur; “Arefe günü tutulan orucun bundan önce ve sonra birer yıllık günahları örteceği Allah’tan umulur.” “Arefe gününden daha çok Allah’ın cehennem ateşinden insanları azat ettiği bir gün yoktur.” Müslim’in naklettiği bu hadiste arefe gününün faziletine işaret edilmiştir.
- Muharrem ayının dokuzuncu, onuncu (aşûre ) ve on birinci günleri oruç tutmak müstehap veya sünnettir. İbn Abbas (r.a )’ten rivayet edildiğine göre, Rasülûllah ( s.a.s. ) Medine’ye gelince Yahudilerin aşûre gününde oruç tuttuklarını görmüş ve : Bu oruç nedir ? diye sormuştu. Kendisine : “ Bu büyük bir gündür. Allah bu günde Musa’yı ve İsrailoğullarını düşmanlarından kurtarmış, bu yüzden Musa da bu günde oruç tutmuştur. ” dediler. Hz. Peygamber de ( s.a.s. ) ; “Ben Musa’ya sizden daha yakınım” buyurdu ve bu günde oruç tutulmasını emretti.
- Haram aylarda oruç tutmak: Eşhüru’l – Hurum denilen Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarının perşembe cuma ve cumartesi günleri oruç tutmak menduptur.
- Şaban ayında oruç tutmak: Hz. Aişe ( r. anhâ ) şöyle demiştir; “ Hz. Peygamber ( s.a.s. ) şaban ayından çok hiç bir ayda oruç tutmazdı, o şaban ayının tamamını oruçla geçirirdi.
D – Mekruh Oruçlar:
Mekruh oruçlar iki kısımdır. Tahrîmen mekruh ve Tenzîhen mekruh.
- Tahrîmen mekruh oruçlar: Ramazan bayramının birinci gününde, kurban bayramının dört gününde tutulacak oruçlar tahrîmen mekruhtur. Çünkü bu günler Cenâb-ı Hakk’ın ziyâfet, yeme, içme ve sevinç günleridir. Ancak bu günlerde oruç tutan bir kimse günahkâr olmakla birlikte orucu geçerlidir. Sadece böyle bir oruç bozulursa kaza gerekmez. Çünkü câiz olmayan bir şey üstlenilmiştir. Başka bir görüşe göre kazası gerekir.
- Tenzihen mekruh: Sadece aşûre gününde oruç tutmak, bazılarına göre yalnız cuma gününde oruç tutmak, sadece cumartesi oruç tutmak, Nevruz ve Mihrecan ( bahar ve sonbahar bayramı ) günlerinde oruç tutmak tenzihen mekruhtur. Ancak kişinin âdeti olduğu için tuttuğu oruç bu günlere rastlarsa, o taktirde bunun bir sakıncası bulunmaz. Yalnız cumayı oruca ayırmanın mekruh oluşu şu hadise dayanır. “Geceler arasında sadece cuma gecesini ibadete ayırmayın. Ancak sizden biri âdeti olan bir orucu tutuyorsa bu müstesnâdır.”
Geceleyin iftar edilmeyip iki üç gün peşpeşe oruç tutulması da mekruhtur. Buna “visâl orucu denir ” . Hz. Aişe’den şöyle dediği nakledilmiştir : “Hz. Peygamber ( s.a.s. ), müslümanlara acıdığı için, onlara iftar etmeksizin devamlı oruç tutmayı ( visâl orucu ) yasaklamıştır. Kendisine : Sen peşpeşe sürekli oruç tutuyorsun, denilince Hz. Peygamber ( s.a.s. ) şöyle cevap vermiştir : Ben sizler gibi değilim. Çünkü beni Rabbim yedirir ve içirir.
Şek günü oruç tutmak mekruhtur. Şaban ayının otuzuncu gününün Ramazan’dan mı, yoksa Şaban ayından mı olduğu konusunda havanın bulutlu olması yüzünden şüphe meydana gelirse, bu güne “ şek günü (şüpheli gün ) denilir. Eğer hava açık olur ve hilâl görülmezse bu gün şek günü sayılmaz.
Şek gününde ramazan veya başka bir vâcibe niyet edilerek tutulan oruç mekruh olur. Hatta Ramazandan önce bir veya iki gün oruç tutmak da mekruhtur. Rasûlullah ( s.a.s. ) şöyle buyurmuştur : “Ramazan’ı bir veya iki gün önce oruçla karşılamayın. Ancak bir kimse eğer âdeti olduğu için bu günleri oruçla geçiriyorsa tutsun.” Bu kerâhetin sebebi Ramazan orucuna ilave yapılması korkusudur. Başka bir oruç ile ilgisi olmaksızın nafile niyetiyle şek günü oruç tutulmasında bir kerâhet bulunmaz. Çünkü eğer şek günü Ramazan’a dahilse bu oruç ramazan orucu sayılır. Aksi halde nâfile olarak kalır.
Şek gününde ; “Ramazan ise oruç tutmaya, değilse oruçsuz sayılmaya ”niyet edilse, bununla oruç tutulmuş olmaz. Çünkü oruca niyetin kesin olması gerekir.
Mekruh olmakla birlikte, şek gününde Ramazan orucuna niyet edilse, sonradan Ramazan olduğu anlaşılsa bu oruç Ramazan orucu sayılır. Aksi halde nâfile olur. Fakat bir vâcibe niyet edilmişse oruç, bu vâcib adına geçerli olur. Ancak gün şüpheli kalırsa, niyet edilen vâcib oruç, o vâcib adına geçerli olmaz. Çünkü o günün Ramazan’dan olma ihtimâli vardır.
Şek gününde yukarıdaki hükümleri ayırdedebilen müslümanların çevreye yaymadan oruç tutması, diğer halkın ise, durumun açıklığa kavuşması ihtimali sebebiyle zeval vaktine kadar orucu bozan hallerden sakınması daha faziletlidir.
Şaban ayını oruçla geçiren veya son üç gününde oruçlu bulunan kimse için de şek gününde oruç tutmak daha faziletlidir.
Bir kadın için kocasının izni olmaksızın nâfile oruç tutmak mekruhtur. Kocası da bu orucu bozdurabilir. Kadın daha sonra kocası izin verince veya kocasından ayrı düşünce bunu kaza eder. Hz. Peygamber ( s.a.v. ) şöyle buyurmuştur : “Kocası yanında bulunduğu halde, onun izni olmaksizin kadının nâfile oruç tutması helâl olmaz.”
Ancak, kocasının kadına ihtiyacı yoksa, kadının nâfile oruç tutması caiz olur. Koca, kadının bulunduğu yerden uzak olur veya hac yahut umre için ihrâma girmiş bulunursa karısını nâfile oruçtan menedemez. Çünkü bu durumlarda eşinin cinsel yönlerinden yararlanma imkânı bulunmaz.
Maaş veya ücret karşılığı çalışan kimse, eğer işine engel olacaksa, işverenin izni olmadan nâfile oruç tutamaz. Fakat böyle bir zarar sözkonusu değilse işverenin iznine bakmaksızın oruç tutabilir.
Üzerinde Ramazan’a âit kaza oruç borcu bulunan kimsenin nâfile oruç tutması câizdir.
Hacılar için zayıf düşüreceği taktirde “Terviye ” ve “ arefe ” günlerinde oruç tutmak mekruhtur. Çünkü bu durum hac ibâdetini yerine getirmede zorluk doğurabilir.
Hayız veya nifas halindeki kadının oruç tutması haram olup, tuttuğu oruç geçerli değildir. Bu durumdaki kadınlar, tutamadıkları oruçları temiz günlerinde kaza ederler. Namazları ise kaza etmeleri gerekmez.
ORUCUN FARZ OLUŞUNUN DELİLLERİ
Ramazan orucu İslâm’ın beş şartından bir farzdır. Dayandığı deliller Kur’an, Sünnet ve İcmâ’dır.
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “ (O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki Kur’an; insanlara hidayet (doğru yol) rehberi, doğru yolun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak onda(ki Kadir gecesinde) indirildi. Sizden kim (mazereti olmaksızın) bu ay(ın ilk hilalin)e erişirse/görürse hemen orucunu tutsun, kim de hasta veya sefer de (olup da yer) ise tutmadığı günler sayısınca (caiz olan) başka günlerde (orucunu kaza etsin). Allah sizin hakkınızda kolaylık ister, zorluk istemez. Bu da, o sayıyı (kaza ile) tamamlamanız ve size yol göstermesine karşılık Allah’ın yüceliğini tanımanız içindir. Olur ki (düşünür de) şükredersiniz.”
Sünnetten delil Hz. Peygamberin şu hadisidir : “İslam beş esas üzerine kurulmuştur : Allah’tan başka bir ilâh bulunmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi bulunduğuna şahitlik etmek, namazı kılmak, zekat vermek, Ramazan orucu tutmak, gücü yetenler için Beytullâh’ı ziyâret etmek.” Talha b. Ubeydillah ( r.a )’ten rivâyet edildiğine göre ; “Saçı başı dağınık bir adam Hz. Peygamber’e gelerek: “Ya Rasûlallah ! Allah’ın benim üzerime oruçtan neyi farz kıldığını haber ver. ” dedi. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Ramazan ayını farz kıldı.” Adam: “ Benim üzerimde bundan başka bir borç var mıdır? ” diye sorunca Hz Peygamber: “Hayır, ancak kendiliğinden nâfile yaparsan bu müstesna.” buyurdu. Bundan sonra sorularına devam ederek : “ Allah’ın bana farz kıldığı zekâttan haber ver? ” dedi. Hz. Peygamber ona zekâtı ve İslâm’ın diğer şartlarını anlattı. Bundan sonra adam şöyle dedi : “Sana ikramda bulunan Allah’a yemin olsun ki, bu söylenenlerden fazla birşey de yapmam eksik de bırakmam.” Bunun üzerine Allah elçisi şöyle buyurdu: “Eğer doğru söylüyorsa bu adam kurtulmuştur, yahut cennete girecektir. ”
Ramazanda oruç tutmanın farz oluşu üzerinde müslümanlar görüş birliği içindedir.
ORUCUN ŞARTLARI
A- Orucun Farz Olmasının Şartları:
- Müslüman Olmak
- Erginlik Çağında ve Akıllı Olmak
- Oruç tutmaya gücü yetmek ve mukim olmak
B- Orucun Sıhhatinin Şartları:
- Hayız ve nifastan temizlenmek
- Oruca Niyet
Oruca Niyet Şekli:
Ramazan, belirli adak veya herhangi bir nâfile oruç için mutlak niyet yeterlidir. Meselâ; “Yarın oruç tutmaya; veya: Yarınki günün orucunu tutmaya; Yahut: Yarın nâfile oruç tutmaya ” diye niyet edilebilir. Bununla birlikte bunlar için geceleyin niyet edilmesi ve bu oruçların tayin edilmesi, meselâ; “ Yarınki Ramazan orucunu tutmaya niyet ettim.” denilmesi daha faziletlidir.
Fakihlerin çoğunluğuna göre Ramazan’ın her günü için ayrı ayrı niyet etmek şarttır. Çünkü her bir günün orucu kendi başına bir ibadettir, başka bir güne bağlı değildir. Dayandıkları delil, bir günün orucunu bozan şeyin diğer günlerin orucunu bozmamasıdır.
Bir kaza orucuna ikinci fecrin doğmasından sonra niyet edilse, bununla kaza geçerli olmayacağı için, oruç nâfileye dönüşür. Eğer bu oruç bozulacak olsa kazası gerekir. Çünkü başlanılmış olan bir ibadeti yarıda bırakmak caiz değildir.
Bir kimse daha güneş batmadan “ Yarın oruç tutayım ” diye niyet etse, ertesi zeval vaktinden önceye kadar bunu teyit etmedikçe oruç tutmuş olmaz. Ancak güneş battıktan sonra yapılacak böyle bir niyet yeterli olur.
Bir kimse geceleyin herhangi bir oruca niyetlendikten sonra, ikinci fecrin doğuşundan önce bu niyetinden dönse bu dönmesi geçerli olur. Orucunu bozmaya niyet ettiği halde bozmazsa, mücerret bu niyetle orucu bozulmuş olmaz.
Bir kimse Ramazan ayının girdiğini bildiği halde ne oruç tutmaya ne de tutmamaya niyet etmemiş bulunsa – açık olan rivâyete göre – oruçlu bulunmuş olmaz.
Niyetin tereddütlü ve şartlı olmaması gerekir. Meselâ; “ Yarın davete çağrılırsam iftar etmeye, çağrılmazsam oruç tutmaya niyet ettim. ” diye yapılacak bir niyet geçerli değildir. Böylece tereddütlü bir niyetle oruç tutulmuş olmaz. Ancak “ İnşâallah yarın tutmaya niyet ettim. ” diye yapılan bir niyet geçerlidir.
İstiva zamanına kadar niyet edilmesi caiz olan oruçlarda, gündüz niyet edildiği taktirde, niyetin o günün başlangıcından itibaren oruçlu bulunmayı kapsaması gerekir. Yoksa niyet edildiği andan itibaren oruç tutmaya niyet edilecek olsa bununla oruç tutulmuş olmaz.
Ramazan gecesinde veya gündüzünde bayılan veya akıl hastalığına yakalanan kimse, istiva zamanından önce ayılıp, oruca niyet etse oruçlu bulunmuş olur.
Bir kimse Ramazanda başka bir vacib oruca niyet edecek olsa bu, Ramazan orucuna niyet etmiş sayılır. Ebû Yusuf ile İmam Muhammed’e göre bu konuda mukim ile yolcu arasında fark yoktur. Ebû Hanife’ye göre ise bu durumda yolcu niyet ettiği vâcip oruç için oruçlu bulunmuş olur. Çünkü onun Ramazan orucunu tutma zorunluluğu yoktur.
Nâfileye niyet edilecek olsa, daha sağlam görüşe göre, Ramazan orucuna niyet edilmiş olur. Hastanın bu şekildeki niyetleri de – sağlam görüşe göre- Ramazan adına yapılmış olur.
Yolcu ile hastanın mutlak olarak yapacakları niyetler de Ramazan orucu için yapılmış olur.
Belirli bir adak orucu gününde keffâret veya Ramazan orucunu kaza gibi başka bir vâcibe niyet edilerek oruç tutulmuş olsa, bu oruç -sağlam görüşe göre – o vâcip için sayılır, belirli adak orucunun ise kazası gerekir.
Bir oruç ile hem keffârete hem de nâfileye niyet edilse keffâret olarak caiz olur. Fakat bir oruç ile hem kazaya hem de yemin keffâretine niyet edilse hiç birisi geçerli olmaz. Çünkü bu iki oruç arasında tearuz yoktur. Böyle bir oruç nâfileye dönüşür.
Bir veya daha çok Ramazan’lardan kalan oruçları kaza ederken; “ üzerine kazası ilk gerekli olan oruca ” diye niyet edilmesi daha uygundur. Bununla birlikte, tayin etmeksizin yalnız kazaya niyet edilmesi de yeterlidir.
Bir kadın henüz âdet halinde iken geceleyin oruca niyet etse, ikinci fecirden önce temizlenmiş olursa orucu sahih olur.
Esir olan veya hapiste bulunan kimseler, Ramazan ayının girip girmediği hususunda şüpheye düşseler araştırıp ictihat ederek bir ay oruç tutarlar. Bu, kıble ve namaz vaktini araştırmaya benzer. Tutulan bu oruçlar Ramazan’a rastlamış olur veya Ramazan’dan yahut oruç tutulamayan bayram günlerinden sonra geceleyin niyet ederek tutulmuş bulunursa Ramazan adına caiz olur. Ramazan günlerinden eksik tutulmuşsa, eksik kalan günler kaza edilir. Fakat Ramazan’dan önceye rastlamış olursa caiz olmaz, yalnız nafile oruç tutulmuş olur.
Oruca güneş battıktan sonra niyet edilmesi halinde, ikinci fecre kadar yeme içme ve cinsel ilişkide bulunma oruca zarar vermez. Çünkü geceden yapılan niyet ikinci fecirden itibaren başlayacak olan oruç ibadeti için yapılmış olur. Nitekim, ikinci fecirden önceye kadar bu niyetten dönülmesi de mümkündür.
ORUÇLU İÇİN MÜSTEHAP OLAN ŞEYLER
- Bir yudum su içmek gibi az da olsa bir şey yemek ve sahuru gecenin son vaktine geciktirmek.
- İftarı akşam namazından önce acele yapmak
- İftar sırasında şu duanın okunması sünnettir:
“Allahım! Senin rızan için oruç tuttum, senin verdiğin rızıkla orucumu açtım. Sana güvendim, sana iman ettim. Susuzluk gitti, damarlar ıslandı. İnşâallah ecir ve sevap meydana geldi. Ey fazl u keremi geniş olan Rabbim, beni bağışla. Hamdolsun Allah’a ki, o bana yardım etti de oruç tuttum, rızık verdi de orucumu açtım” - Oruçlu kimselere, yoksullara ihsan ve ikramda bulunmak müstehaptır.
- Sabah vakti girmeden cünüplük, hayız ve nifastan temizlenmek
- Oruçlunun dilini gereksiz ve boş sözlerden koruması müstehaptır
- Oruçlunun ilim ve Kur’ân-ı Kerîm okumakla, zikir ve salavat-ı Şerife getirmekle meşgul olması müstehaptır
- Özellikle Ramazan’ın son on gününde oruçlunun itikâfa girmesi müstehaptır
ORUCUN BOZULMASI
A- Oruç Tutmamayı Mübah Kılan Özürler:
- Sefer-Yolculuk:
- Hastalık:
- Gebelik ve çocuk emzirmek
- Yaşlılık
- Düşmanla cihad
- İkrah ve tehdit altında kalmak
- Şiddetli açlık ve susuzluk
- Ziyafet: Ziyafet vermek veya ziyafete davet olunmak yalnız nâfile orucu açmak için bir özür sayılabilir
- Hayız ve nifas hali
- Zor işlerde çalışmak
Orucu Bozduğu Halde Yalnız Kazayı Gerektiren
- Beslenme veya tedavi olma, amacı taşımayan bir şeyi vücuda girdirmek orucu bozar ve yalnız kazayı gerektirir.
- Oruçlu kimsenin bir gıda maddesini veya bir ilâcı şer’î özür sebebiyle alması yalnız kazayı gerektirir.
- Oruçlu kimsenin şehvetini meşru olmayan yollarla tatmin etmesi kazayı gerektirir, keffâret gerekmez.
C) Orucu Bozup Hem Kaza Hem Keffâret Gerektiren Durumlar :
- Şer’î bir özür olmaksızın gıda veya gıda özelliği taşıyan her türlü maddeyi bilerek almak.
- Cinsel arzuyu tam olarak tatmin etmek.
D) Orucu Bozmayan Durumlar :
- Unutarak yemek, içmek veya cinsel temasta bulunmak.
- Bakmak veya düşünmek suretiyle boşalmak, bakmaya ve düşünmeye devam edilse de orucu bozmaz.
- Erkeklik organından içeriye (ihliline) su, yağ ve benzeri sıvı maddeler akıtmak, yahut nehre veya suya dalmak suretiyle su girmek, yahut kulağa bir çöp veya kürdan sokmak suretiyle kulak kirlerini çıkarmak orucu bozmaz.
- Bir kimse cünüp olarak sabahlasa ve cünüplük gün boyunca devam etse de orucu bozmaz
- Göze ilâç damlatmak veya sürme çekmek orucu bozmaz.
- Kan aldırmak veya hacamat yaptırmak orucu bozmaz.
- Su ile ıslatılmış olsa bile oruçlu iken misvak kullanmak orucu bozmaz.
- Ağıza ve buruna su vererek çalkalamak ve sümkürmek orucu bozmaz.
- Serinlemek için yıkanmak, yüzmek veya yaş bir elbise ile serinlemek orucu bozmaz.
- Dedikodu yapmak, yalan söylemek veya başka bir haramı işlemek orucu bozmaz. (Günahkar olur)
- Boğaza duman veya un, toprak yahut kum tozları, sinek veya ilâçların tadının girmesi, eğer oruçlunun kendi isteği ve zorlaması ile olmamışsa orucu bozmaz.
- Diş çektirmek de orucu bozmaz. Ancak kan veya ilaçtan hiç bir şeyi yutmamak gerekir.
- Ağızdaki tükrüğü veya burundaki sümüğü çekip yutmak orucu bozmaz. Ancak sümüğü dışarı atmak temizlik bakımından daha iyidir
- Kendi kendine gelen kusmuk yahut ağız dolusu bile olsa bu kusma kendiliğinden içeri giderse, sağlam olan görüşe göre (orucu bozmaz. Kasden ağız dolusundan az bir kusma da sağlam olan görüşe göre böyledir. Fakat bir kimse kustuğunu veya nohut miktarı kadarını yutarsa ve kusuntunun aslı da ağız dolusu olursa Hanefîlere göre ittifakla oruç bozulur.
- Dişler arasında kalan nohut tanesinden az olan yemek kalıntılarını yemek de orucu bozmaz.
- Deri altına, kaslara veya damara iğne yapmak Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre orucu bozmaz. Ancak Ebû Hanîfe’nin aksi görüşte olduğunu da dikkate alarak, mümkün olursa iğneyi iftardan sonraya geciktirmek ihtiyat bakımından daha uygundur. Makattan yapılan şırınga orucu bozar.
- Gül, çiçek, esans, misk gibi güzel kokuları koklamak orucu bozmaz.
Orucun Vakti:
Orucun vakti, ikinci fecirden güneşin batmasına kadar olan süredir. Bazı fakihlere göre, başlangıç için fecr-i sâdık’ın ilk doğuş anına itibar edilir . İhtiyâtta bunu gerektirir. Diğer bazılarına göre ise ışığın biraz uzayıp dağılmaya başladığı zaman mûteberdir. Oruç tutacaklar için bu daha uygundur. Kısaca birinci görüşe göre fecr-i sâdık’ın ilk doğuşundan, ikinci görüşe göre fecrin doğmasıyla ışığın dağılmaya başlamasından itibaren oruca başlamak gerekir.
Fecrin doğuşunda şüphe eden kimsenin yiyip içmeyi bırakması daha faziletlidir. Ancak yiyip içmeye devam etse orucu yine tamamdır. Fecirden sonra yiyip içtiği daha sonra anlaşılsa o günün orucunu kaza etmesi gerekir.
Ramazan orucu, hava açık olunca hilâli görmekle, bulutlu olunca Şaban ayını otuz güne tamamlamakla farz olur. Çünkü Allah Teâlâ; “Sizden her kim Ramazan ayına yetişirse oruç tutsun.” buyurmuştur. Hz. Peygamber de bir hadis-i şerifinde; “Hilâli görünce oruç tutun, hilâli görünce oruç bozun. Eğer hava bulutlu olursa şaban ayını otuza tamamlayın” buyurmuştur. Buhârinin bir rivâyetinde ; “Ay yirmi dokuz gündür. Ayı görmedikçe oruç tutmayın. Eğer hava bulutlu olursa, Şaban ayını otuza tamamlayın” denilir. Müslim’in bir ifâdesi ise şöyledir: “Hz. Peygamber Ramazan’dan söz ederken iki elini birbirine bitiştirerek yaptığı üç hareketle ayın otuz gün olduğunu göstermiştir.Sonra başparmağını işaret parmağıyla bükerek; “Ayı gördüğünüz zaman oruç tutun, ayı gördügünüz zaman iftar edin. Eğer üzerinize bulut gelirse, Şaban’ı otuza tamamlayın.” buyurmuştur. Kamerî aylar, yıl boyunca iki, üç veya dört ay süresince yirmi dokuz gün olabilir.
Oruçlu kimse, güneşin batıp batmadığında şüphe etse iftar etmesi caiz olmaz.Orucunu bozduktan sonra işin gerçeğini anlamak mümkün olmazsa kaza etmesi gerekir. Güneş batmazdan öncesi orucunu bozduğu anlaşılırsa üzerine keffâret de gerekir.
Oruç tutacak kimsenin araştırma ile sahur ve iftar etmesi caizdir. Böyle bir kimse, başka bir vasıta bulamazsa galip zannına göre sahur yemeği yer ve fecrin doğuşuna kanaat getirince oruca başlar ve güneşin batışını araştırarak yine galip zannına göre orucunu açabilir. Bununla birlikte fecrin doğup doğmadığını iyice kestiremeyen kimsenin bir an önce oruca başlaması ve güneşin batıp batmadığını kestiremeyen kimsenin de hemen orucunu bozmaması ihtiyât gereğidir.
Top veya davul sesiyle yahut kandillerin yakılmasıyle oruca başlamak veya oruçtan çıkabilmek için bunların güvenilebilir bir şekilde düzenli olmasına ve her taraftan görülüp işitilebilmesine özen gösterilmelidir. Orucun başlangıcı ( imsak ) sabah ezanı ile olan yerlerde, ezanın vaktinde okunması da gereklidir. Ezanın gecikebileceğini dikkate alarak süreler, güvenilir takvim ve saatle de kontrol edilmelidir.
Ramazan Hilâlinin Tespiti
Şaban ayının yirmi dokuzuncu gününden itibaren hilâli görme araştırmaları yapılması vaciptir. Sürenin tamamlanması için yine şevval ayının hilâlini gözetleme çalışmaları yapmak da vâciptir. Eğer Ramazan hilâli görülürse, ertesi gün Ramazan orucu başlar, hava bulutlu olursa Şaban’ın günleri otuza tamamlanır. Sonra oruç tutulur. Ramazan’ın yirmi dokuzuncu günü de Şevval hilâli gözetlenir. Ay görülürse ertesi gün Ramazan bayramı başlar. Görülmezse, Ramazan otuz gün tutulur.
Her kameri ayın başlangıcı ya hilâli görmekle veya bir önceki ayın günlerini otuza tamamlamakla sabit olur.
Hilâli gören kimse üç kere tekbir getirmelidir. İbn Ömer ( r.a )’ten rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir ; “ Hz. Peygamber ( s.a.s.) hilâli gördüğü zaman şöyle dua ederdi :
“Allahım ! Bu hilâli hakkımızda bereket, iman, emniyet ve huzur vesilesi kıl. Ey hilâl, benim ve senin Rabbin Allah’tır.”
Hilâlin, güneşin batmasından sonra görülmesi geçerlidir. Ebû Hanife ve İmam Muhammed’e göre, zeval vaktinden önce veya sonra görülecek hilâl ile o gün ne oruca başlanır, ne de oruçtan çıkılır. Belki bu hilâl bir sonraki geceye ait bulunmuş olur. Ebû Yusuf’a göre ise zevalden sonra görülecek hilâl sonraki geceye, zevalden önce görülecek hilâl ise önceki geceye ait bulunur. Bu yüzden bununla Ramazan veya bayram belirli hale gelir. Çünkü bir hilâl iki gecelik olmadıkça âdetlere göre zevalden önce görülemez.
Orucun Kazası
Ramazan’dan bir veya daha fazla gün oruç tutmayan kimselerin bunları kaza etmeleri gerektiğinde görüş birliği vardır. Ramazan’da özürsüz olarak oruç tutmayan kimse günahkârdır. Çünkü Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Ruhsatsız (özürsüz) olarak veya hastalık durumu olmaksızın Ramazan’dan bir günü oruç tutmayan kimse, başka günlerde ömür boyu oruç tutsa da o günün borcunu gerçekten ödemiş olmaz.” Ramazan orucunun kazası, özür bulunsun veya bulunmasın ömür boyu mümkündür. Ramazan orucunun kazasında peşpeşe olma ve acele edilme şartı yoktur. Kişi kaza oruçlarını dilerse ayrı ayrı veya peşpeşe tutar. Çünkü oruçların kazasını bildiren âyet mutlaktır.
Ölünün kaza orucunu velisinin tutması câiz midir ?
Üzerinde Ramazan’a ait oruç borcu olan kimse için iki durum sözkonusudur:
- Vakit darlığı, hastalık, yolculuk, aşırı yaşlılık ve sürekli hastalık gibi özürler yüzünden oruç tutma imkânını bulamadan ölmüş olan kimselere âlimlerin büyük çoğunluğuna göre bu imkânsızlığın ortaya çıkmasında kendilerinin bir kusuru olmadığı için bir şey yapmak gerekmez. Bu oruçlar Hac’da olduğu gibi bedelsiz olarak düşmüştür. Kaza edilmeleri de gerekmez. Çünkü bunları yerine getirecek zaman ve imkân olmamıştır.
- Oruç borcu olan kişi oruçlarının kazasını yapma imkânını elde ettikten sonra ölmüşse velisi onun için oruç tutamaz. Gerek sağlığında ve gerekse öldükten sonra bunda vekâlet ve niyabet de câiz olmaz: Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Hiç kimse başka birisi adına namaz kılamaz, oruç tutamaz. Fakat onun adına her güne karşılık bir ölçek buğdayı fakirlere yedirir.”
Orucun Keffâreti
Keffâret orucunun hükmü, sadece Ramazan’da başlanmış bir orucu bilerek bozmaktan ötürü vâciptir. Ramazan dışındaki herhangi bir orucu bozmaktan dolayı keffâret gerekmez, yalnız kaza gerekir.
Keffâretin sebebi Ramazan’ın hürmetini çiğnemek, ihlâl etmek ve ona aldırmamaktır.Ancak unutarak, bilmeyerek veya zanna dayanarak oruç bozan kimseye keffâret gerekmez. Hanefi ve Malikilere göre keffâreti gerektiren oruç bozma Ramazan’da cinsel ilişki ve yiyip içmek gibi hareketlerle olur.
Keffâret orucunun dayandığı delil, Ebû Hureyre ( r.a. ) ‘den nakledilen şu hadistir: “Bir adam Rasûlullah (s.a.s.) a gelerek : Mahv oldum” dedi. Hz. Peygamser: “Seni mahveden şey nedir?” buyurdu. Adam: “Ramazan’da eşimle ilişkide bulundum. ” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu : “Köle azat edecek kadar mal bulabilir misin?”, Adam: “Hayır” dedi. Hz. Peygamber: “Peşpeşe iki ay oruç tutabilir misin?” buyurdu. Adam: “Hayır” dedi. Hz. Peygamber : “Altmış fakiri doyuracak kadar mal bulabilir misin?” buyurdu. Adam yine: “Hayır” dedi. Bu sırada Allah elçisine bir zenbil (on beş sa’lık bir ölçek) içinde hurma getirildi. Hz. Peygamber bunları o adama vererek yoksullara dağıtmasını bildirdi. Adam: “Bizden daha muhtaç olan mı vardır?” deyince, Hz. Peygamber dişleri görününceye kadar gülümsedi ve şöyle buyurdu: “Git bunları ailene yedir.”
Bu hadis-i şerife göre orucun keffâreti üçtür: Köle azat etmek, oruç tutmak, yemek yedirmek. Sıra bakımından zıhar keffâreti ile yanlışlıkla adam öldürmenin keffâretine benzer. Bir kimse köle azat edecek imkânı bulamazsa peşpeşe iki ay oruç tutması gerekir. Eğer peşpeşe iki ay oruç tutmaktan aciz ise o takdirde altmış yoksulu doyuracaktır.
Keffâret orucu hayız, nifas, araya bayramın girmesi gibi bir özürle kesilirse yeni baştan tutulması gerekmez kaldığı yerden devam edilir.
Cinsi ilişkiden veya kasten oruç bozmaktan ötürü daha keffâret ödenmeden değişik günlerdeki oruçların bozulmasından dolayı tek bir keffâret ödemek yeterlidir. Bu durum iki ayrı Ramazan’da olsa bile, sağlam olan görüşe göre hüküm böyledir. Eğer araya bir keffâret ödemesi girmişse sağlam olan bir rivayete göre tek bir keffâret yeterli değildir.
Keffâret ödemekten aciz olan kimsenin üzerinden keffâret borcu düşmez. Hangi ödeme şekline gücü yeterse onu yapar.
Hayız, nifas, veya orucun bozulduğu günde orucu bozmayı mübah kılan hastalık gibi bir özür sebebiyle keffâret düşer. Çünkü bir gün keffâret için hem sabit olma hem de sakıt olma bakımından parçalanmaz.
Oruç Fidyesi
Hiç bir şekilde oruç tutmaya gücü yetmeyenlere fidye vermek vacip olur. Bunlarda çok yaşlı erkeklerle yaşlı kadınlardır. Bu gibi kimseler oruç tutmayarak her gün için bir yoksulu doyururlar veya fidyeyi nakit para yahut mal olarak verebilirler. Hanefilere göre fidye buğdaydan yarım sa’; arpa, hurma veya kuru üzümden bir sa’ dır. Bir yoksulu altmış gün sabah, akşam doyurmak veya yüz yirmi fakire yalnız sabah veya yalnız akşam yedirmekte yeterlidir. Fakihlerin çoğunluğuna göre fidyenin ölçüsü bir beldenin genel olarak yedikleri yiyecek maddelerinden bir müd’dür.
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Oruca gücü yetmeyenlerin bir fakiri doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir.” İbn Abbas ( r. anhüma ) şöyle demiştir: “Ayet, yaşlı kimseler için ruhsat olarak inmiştir. Orucu eda etmek ise farzdır. Kazada olduğu gibi, edanın keffâretle düşmesi câizdir.”
Bir kimse eğer fakirlere yemek yedirmekten de aciz kalırsa Allah’a istiğfar eder ve bir emre uyamamaktan dolayı ondan af diler. Çünkü Yüce Allah hiç bir kimseye gücünün yetmeyeceği yükü yüklemez.
iyilişmesi umulmayan sürekli hastaya da fidyenin vacip olduğu konusunda görüş birliği vardır. Çünkü böyle bir hastaya oruç tutmak farz değildir. İyileşme ümidi bulunmayınca orucu kaza etmekten sürekli olarak aciz sayılır. Bu yüzden durumu çok yaşlı ve güçsüzlere benzer. Bunun delili şu âyet-i kerime’dir: “ Allah sizin için dinde bir güçlük yaratmamıştır.”
Hanefiler dışındaki fakihlerin çoğunluğuna göre, Ramazan orucunu gelecek Ramazan ayına kadar kaza etmeyerek ihmal gösteren kimselere fidye ile birlikte kaza lâzım gelir. Burada, kasıtlı olarak orucunu bozan kimseye kıyas yapılmıştır. Çünkü bunların her ikisi de orucun hürmetini hafife almıştır. Hastalık, yolculuk, akıl hastalığı, hayız ve nifas gibi özürlere dayalı olarak orucun kazasını gelecek Ramazan ayından sonraya bırakanlara ise fidye vermek gerekmez.
İTİKÂF
İtikâf; bir yerde durma, bekleme ve kendini orada hapsetme demektir. Bir fıkıh terimi olarak; bir mescitte veya o hükümdeki bir yerde itikâf niyetiyle bir süre durmaktan ibarettir.
İtikâf vacip, müekked, sünnet ve müstehap olmak üzere üçe ayrılır. Adanan bir itikâf vacip, Ramazan’ın son on gününde itikâf kifâye yoluyla müekked sünnet ve başka bir zamanda ibadet niyetiyle bir mescitte bir süre yapılan itikâf da müstehaptır
İtikâfın Şartları:
Bir itikâfın geçerli olması şu şartların bulunmasına bağlıdır:
- İtikâfta bulunan kimse müslüman, akıllı ve temiz olmalıdır.
Gayri müslimin, akıl hastasının, cünübün, hayız veya nifastan temizlenmemiş kimsenin itikâfı caiz değildir. Çünkü gayri müslim ibadete ve akıl hastası niyete ehil değildir. Temiz olmayanlar ise mescide girmekten menedilmiştir.
İtikâfa giren, mescit içinde iken ihtilam olursa, dışarı çıkarak gusül abdesti alır ve yeniden itikâfa devam eder. İtikâfta erginlik çağına gelmiş olmak şart değildir. Bu yüzden mümeyyiz bir çocuğun itikâfı da geçerlidir. - İtikâfa niyet edilmiş olmalıdır. Niyetsiz olarak yapılan bir itikâf geçerli değildir. Adanan bir itikâfta ayrıca niyetin dil ile de ifade edilmesi gerekir.
- İtikâf mescitte veya mescit hükmündeki bir yerde yapılmalıdır. İçinde cemaatle namaz kılınan her hangi bir mescitte itikâf yapılabilir. Büyük camilerde yapılması daha faziletlidir. Abdullah b. Mes’ud (r. anhümâ) şöyle demiştir: “İtikâf ancak camaatle namaz kılınan yerde yapılır.”
Kadınlar ise kendi evlerinde mescit edinecekleri bir odada itikâfta bulunurlar. Buralar onlar için birer mescit sayılır. Kadınların dışardaki mescitlerde itikâf etmeleri caiz ise de kerahetten hali değildir. Kadınların kendi evlerinde namaz kılmaları mescitlerde namaz kılmalarından daha faziletli olduğu gibi, evde itikâfları, mescitte itikâftan daha faziletlidir.
İtikâfın Âdâbı:
- İtikâf Ramazanın son on gününde ve en faziletli mescitte yapılmalıdır.
- İtikâf sırasında kötü ve çirkin söz söylememeli, hayır konuşmalıdır. Günahı gerektirmeyecek sözler konuşulmasında bir sakınca yoktur. Bir ibadet inancıyla susmak ise mekruhtur.
- İtikâf sırasında Kur’an, hadis, Allah’ı zikir ve ibadetle meşgul olmalı, temiz elbise giyip güzel kokular sürünmelidir
İtikâfı Bozan Şeyler:
- Cinsel ilişkide bulunmak: Kur’an-ı Kerim’de; “Mescitlerde itikâfa çekildiğinizde kadınlarınıza yaklaşmayın”143 buyurulur. Öpmek ve kucaklamak gibi şeylerden dolayı boşalma olursa yine itikâf bozulur. Ancak bakma veya düşünme sonucu boşalma itikâfı bozmaz.
- İtikâflının mescidden özürsüz olarak çıkması itikâfını bozar. Bir itikâflı gece veya gündüz mescitten özürsüz bir şekilde bilerek veya yanlışlıkla çıkacak olsa itikâfı bozulmuş olur. Bu süre Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre bir günün yarısından fazla bir süredir. Bir görüşe göre ise bir günün bir cüzünden ibarettir. Kadın da itikâf yaptığı odadan özürsüz yere evin diğer kısımlarına çıksa itikâfı bozulmuş olur.
Hasta ziyareti, cenaze, cenaze namazı veya şahitlik yapmak için dışarıya çıkılması da itikâfa engeldir. Hastalıktan dolayı bir saat kadar dışarı çıkılması da itikâfı bozar. Ancak adak itikâfta, hasta ziyareti veya cenaze namazı için mescit dışına çıkmak şart koşulmuş olursa bunlar için çıkılması itikâfı bozmaz. - İtikâflıya, itikâfı sırasında birkaç gün baygınlık veya akıl hastalığı gelse itikâfı bozulmuş olur. İyileşince yeniden itikâfa başlar.
Ancak itikâflı mescitten şer’i, zaruri veya tabii ihtiyaçları için çıkabilir.
İtikâfın Meşrû Oluşunun Delilleri
İtikâf kitap, sünnet ve icma’a dayanır.
Kitaptan delil Cenâb-ı Hakk’ın şu ayetleridir: “Sizler mescitlerde itikâfta iken hanımlarınıza yaklaşmayın.” “Benim Beytimi, tavaf edenler ve itikâfta bulunanlar için temizleyiniz.”İlk ayette itikâf ibadetlere mahsus olan mescitlere nisbet edilmiştir. Diğer yandan itikâf için, mübah olan cinsel ilişkiyi terketmek, onun bir ibadet olduğunu gösterir.
Sünnetten delil, İbn Ömer, Enes ve Hz. Aişe (r. anhüm)’ün rivayet ettikleri şu hadistir: “Hz. Peygamber Medine’ye geldikten sonra vefatına kadar Ramazan’ın son on gününde itikâfa girerdi.”
İtikâfın amacı: İhlâsla yapılacak itikâf şerefli bir ibadettir. Bununla Allah’a yönelmek, boş vakitleri ibadete ayırmak, ibadet için kendini dış dünyadan tecrit etmek, Yüce Allah’ın kapısından affedilinceye kadar ayrılmamak kastedilir.
Kaynak
- Hamdi Döndüren, İslam İlmihali, Oruç (Erkam Yayınevi)
- Diyanet İslam Ansiklopedisi, cilt:22 sayfa 238
- Feyzü’l Furkan Kur’an-ı Kerim Meâli
- Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali (Bilmen Basım ve Yayınevi)