Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan
Pek yakında nurlu ve feyizli, sevimli ve bereketli Ramazan’a kavuşuyoruz.
Bu ay, bizim için senenin çok önemli bir devresidir. Bu önemi hepimiz idrak etmeliyiz. Ailece, çoluk çocuk kendimize bu ayda esaslı bir çeki düzen vermeliyiz.
Bilindiği gibi insanların bir dış görünüşleri, bedenleri; bir de iç âlemleri,
ruhları vardır. Çoğumuz dışa büyük önem verir, özen gösterir, temizliğine,
süsüne emek sarf eder, pek çok masraf ederiz. Peki ama içimizi bezemek ve
kaplamak için ne yapıyoruz? Doğrusunu söylemek gerekirse bu meseleye eğilen
bile çok azdır, bu işin hayatımızdaki önemini sezen nerede? Hele bu işi başarma
yollarını bilenler şimdilerde çok daha ender bulunmaktadır.
Halbuki İslâm dini iç âlemimizin düzenlenmesine, aydınlanmasına, paklanmasına
çok büyük bir ciddiyetle eğilmiştir. O kadar ki Yüce Peygamberimiz (ona salât ve
selam olsun): “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyurmuştur.
İslâm’da bu konudaki bilgiler, ihlâs-ı amel, tezkiye-i nefs, tasfiye-i kalb,
terbiye-i ruh, tehzib-i ahlâk, tathîr-i bâtın gibi başlıklar altında tasavvuf
ilmi içinde derinden derine incelenmiş, tarih boyunca tekkelerde, tarikatlerde
tatbik edilegelmiştir. İşte, Ramazan ayı bu konuda -tabiri caizse-kitle eğitimi yapılan zamandır. Ahlâk ve tasavvuf kitaplarında yazılan nazari bilgilerin Ramazan’da tatbikatı topluca icra edilmiş olur. Herkes aynı şekilde hareket ettiğinden Ramazan’da dinî bakımdan yanlış yolda olanların Hakk’a dönüşü, tevbe edişi, kötülüğü bırakışı, ibadete sarılışı adeta kendiliğinden oluverir. Sarhoş içkiyi, kumarbaz oyunu, haylaz tembelliği, müptelâ günahı kolayca terk edebilir.
Ramazan, oruç, adeta irade terbiyesini sağlayan bir aylık kurs gibidir. Böylece insan
nefsinin kötü alışkanlıklarını, şehvanî isteklerini, oburluğunu dizginlemeyi
öğrenir, senenin diğer zamanlarında da arzularını yenebilecek bir kuvvete sahip
olabilir.
Açlık vücudun birikmiş fazlalıklarını eritir, bedene sıhhat getirir, kalbe rikkat
kazandırır, fakirin, yoksulun hâlini sezdirir, insana merhameti öğretir, basiret
gözü önündeki gaflet perdelerini kaldırır, kişinin mânevî âlemin sırlarını
gözlemesini, füyûzâtına ermesini sağlar.
Hatimler, teravihler, itikâflar, tesbihler, zikirler, mukabeleler, vaazlar,
mevlitler, ziyaretler, zekâtlar, sadakalar… Müslümanı günahlardan arındırır,
mânevî derecesini yükseltir. Hakk’a makbul, halka mahbub, velî bir kul haline
getirir, cennet-i âlâya ve Cemâl-i Mevlâ’ya erdirecek mertebelere ulaştırır.
Amma orucu sadece mideye değil bütün azaya, bedene, akla, fikre, göze, kulağa,
dile, ele… de tutturmak esas şarttır. Çünkü fesat işleyenin, şer düşünenin,
harama bakanın, yasaklı şeyleri dinleyenin, dile geleni kontrolsüz söyleyip
ele geçeni haram-helâl demeden yiyenin, sövüp sayanın, dövüp kalp kıranın…
orucuna hiçbir sevap yoktur. Bu husus çok iyi biline ve mucibince amel oluna…
Kadın ve Aile Dergisi Başmakaleleri, Mayıs 1986.