Konstantiniyye 53 gündür kuşatma altındaydı fakat fetih bir türlü gerçekleşmiyordu. Zaman geçtikçe, askerler ye’se kapılacak gibi olsalar da Sultan Mehmed zihnen asla teslim olmuyor ve hayatında daha önce harama bulaşmış kimse varsa ordudan ayrılması için adeta yalvarıyor, varsa böyle kişilerin hiçbir şekilde takibata uğramayacağını söylüyordu.
Gündem
Allah-u Teàlâ Hazretleri bu dîn-i mübîn-i İslâm için hizmet edenlerden razı olsun… Makamlarını yüceltsin… O şehidlerin, o mübarek gàzîlerin şefaatlerine bizleri nâil eylesin… Bizleri de onların yolundan ayırmasın… Onlar gibi dîn-i mübîn-i İslâm’a güzel hizmetler etmeyi nasîb eylesin… Nice nice fütûhât ve füyûzât bizlere de ihsân eylesin…
İmtisâl-i “câhidû-fi’llah” olupdur niyyetüm
Dîn-i İslâm’ın mücerred gayretidür gayretüm
Fazl-ı Hakk u himmet-ı cünd-i ricâullâh ile
Ehl-i küfri ser-te-ser kahr eylemekdür niyyetüm
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in fethini de, fatihini de müjdelediği şehir: İstanbul. Tarih boyunca gerek askeri, gerek siyasi konumu sebebiyle birçok kuşatma ve savaş geçirmiş bir cazibe merkezi…
Daha Medine dışındaki toprakların bile hâkimi olmadığımız bir dönemde mübarek fem-i saâdetlerinden buyurdular: “Konstantiniyye bir gün mutlaka …” (Ahmet ibni Hanbel/Müsnet)
Bundan yıllar yıllar önce şehri İstanbul’u Megaralılar görmüşler ilk. Ne güzel memleket deyip yerleşmişler. Arkasından bir dönem Yunan şehir devleti olarak gelişmiş serpilmiş, kısa zamanda dikkat çeken bir merkez haline gelmiş.
Müstakbel İstanbul Fatih’i fethe ihtimamla yetiştirilmiştir. Cennetmekân Sultan Murat Han şaşaalı bir devlet, faziletli bir millet bırakmıştı evladına. Hatta kendisi de İstanbul’u fetheden kutlu komutan olmak istiyenlerdendi . Bir gün Sultan Murat Han gönüller sultanı Hacı Bayram-ı Veli ile muhabbet eder ve bir ara “Şeyhim, İstanbul’u fethetmek bana nasip olacak mı ?” diye sorar.
İstanbulu almak gayesiyle 655 yılında Hz.Osman döneminde bir donanma gönderilir.Fakat Fenike açıklarında bir Bizans donanması ile karşılaşılır ve devam etme imkanı olmaz. Gerçi savaşı kazanırız ama İstanbula kadar gelme imkanları olmaz , akabinde Hz.Muaviyenin bizden sonra ki önemli aşamadır.
Vakıf insan olmak adanmışlıktır. Hakikatin esrarına vakıf olabilmektir. Sahip olduklarını, bir değer uğruna feda edebilmektir. Feda edilen şeyin ve adanmışlığın ne olduğundan ziyade ne için ve ne uğruna olduğudur meselenin özü. Bu sebeple önemli olan hayatını gerekçelendirmek ve niçin sorusuna cevap verebilmektir. Zira herkes her an bir şeyleri feda etmektedir; zamanını, malını, parasını, bedenini vb. neyi varsa!
İslamiyet öncesi Uygurlar döneminde başlayan vakıf geleneği Türk- İslam Devletlerinde ve özellikle Osmanlılar döneminde olgunluk çağına ulaşmıştır.
Halka hizmetin Hakka hizmet olduğunun idrakinde olan ecdadımız vakıflar kurarak; servetini paylaşmayı mülkiyetini yaygınlaştırmayı esas almıştır.