22 Ocak 2026 / 3 Şaban 1447

Kuran Ve Sünnette Yolculuk

Fatma Tunç Yılmaz-İlahiyat

Yolculukların esas hedefini, Rabb’imizin rızası ve O’nun öğretmiş olduğu maksatlar teşkil etmelidir. O sebeple niyet ve tavırlarımız önemlidir. Bunun için Kur’an-ı Kerim’in yol ve yolculuktan nasıl bahsettiğine bakalım.

Kur’ân’da yol manasına gelen birçok kelime var. En çok kullanılan kelimeler; tarik, sebîl, sırat kelimeleridir. Yolculuk anlamına gelen kelimelere baktığımızda (çok az anlam farkı ile) seyr, sefer, darabe fi, hecera kelimelerini görürüz.

Bu kelimelerden en dikkat çekici olanı, “sefer” kelimesi. Açma, ortaya çıkarma anlamındadır. Bundan hareketle yolculuklar, insanların karakter ve iç dünyalarının açığa çıkıp anlaşıldığı en önemli anlardır. Uzmanların araştırmalarına göre kişinin bilinçaltının en hızlı ve en çıplak olarak açığa çıktığı üç hâl vardır: yemek yerken, yolculuk ve alışveriş yaparken. Bu üç hâlin birlikte bulunduğu yegâne durum seyahattir diyebiliriz. Nitekim şu hâdise de bunu açıkça ifade etmektedir:

Bir adam Hz. Ömer’in huzurunda birini methetmişti. Hz. Ömer ona:

– O kimseyle herhangi bir ticaretiniz, alışverişiniz oldu mu? dedi.

– Hayır.

– Onunla komşuluk yaptınız mı?

– Hayır.

– Peki beraber yolculuk yaptınız mı?

– Hayır.

Bunun üzerine Hz. Ömer:

– O halde siz hiç tanımadığınız birinden bahsediyorsunuz, demiştir.

Kur’an yeryüzünde farklı amaçlarla, samimi niyetlerle ve güzel gayelerle sefere çıkmayı, seyahat etmeyi emir, tavsiye ve teşvik etmiş; aynı zamanda yolcuların işini kolaylaştırıcı hükümler de getirmiştir. Bu bağlamda, Allah’ın emrettiği, farz olan yolculuklar vardır:

Hac Yolculuğu:[1] ‘Mekke şehrindeki Kâbe’yi ve civarındaki kutsal sayılan özel yerleri, özel vakit içinde, usulüne uygun olarak ziyaret etmek ve yapılması gereken diğer menâsiki yerine getirmek’ demektir.

Özellikle pek meşakkatli ve yorucu olan hac yolculuklarında sefer kelimesinin anlamı daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Çok küçük sebeplerden dolayı büyük kırgınlıklar ve kargaşalar olabilmektedir. Bu, insanın zayıflığından ve içinde sakladığı olumsuzluklara mâni olamamasından kaynaklanmaktadır. Halbuki böyle mübarek bir yolculukta son derece nezaketli, sabırlı ve tahammüllü olmak; kötü sözden, tartışmadan ve her türlü günahlardan uzak durmak gerekmektedir.

Ayrıca Hz. Peygamber’in “Ancak üç mescide (ibadet maksadı ile) gitmek üzere yolculuğa çıkılabilir: Benim şu mescidim (Mescid-i Nebevi), Mescid-i Harâm ve Mescid-i Aksâ.” buyurması, Müslümanları ibadet amaçlı seyahatlere yönlendirmektedir.

Akraba Ziyareti (Sıla-i Rahim).[2] Bir kimsenin akrabalarıyla yakınlık ilişkisine göre alakasını kesmeden ziyaretleşmesi, yardıma ihtiyacı olanlara yardım etmesini ifade eden yolculuk kavramı.

Hicret Yolculuğu.[3] Yani kişinin yaşadığı yeri, memleketini veya ülkesini terk edip başka yerlere göç etmesi, başka bir yeri yurt edinmesi anlamına gelen bir kelime. Tarih boyunca inananlar, gördükleri baskılar sebebiyle dinlerini serbestçe yaşayabilecekleri yerlere hicret etmişlerdir. Dolaysıyla hicret de bir tür yolculuktur.

Cihad/Tebliğ Yolculuğu.[4] Cihad dini emirleri öğrenip ona göre yaşamak ve başkalarına öğretmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmaya çalışmak, İslam’ı tebliğ, nefse ve dış düşmanlara karşı mücadele vermek, tasavvufta ise nefsi yenme, terbiye etme çabası için gayret etmek ve bu uğurda yolculuk yapmak manalarında kullanılmıştır.

Farz olmamakla birlikte İslam’ın yapılmasını teşvik ettiği yolculuklar vardır: İlim öğrenmek için yapılan yolculuk. Sahabe veya tabiînden bazılarının ilim uğrunda, bir hadisi veya bir meseleyi sormak için şehirler arası yolculuklardır. 5] Yine Resûl-i Ekrem, “Allah, ilim öğrenmek amacıyla yola çıkan kimseye cennetin yolunu kolaylaştırır.”[6] diyerek ilim için seyahat etmeyi tavsiye etmiştir.

Bir diğer yolculuk ise geçmişten ve geçmiş toplulukların başına gelenlerden ibret almak ve ders çıkartmak için yapılan yolculuktur.[7] Bu yolculuklarla ilgili birçok ayetikerime mevcuttur.

Sağlık amaçlı yapılan yolculuklar da vardır. Bazı kaynaklarda Hz. Ömer’in sözü, bazı kaynaklarda da merfû olarak geçen “Yolculuk yapın sıhhat bulun.” şeklindeki rivayet de yolculuğun sağlık yönüne işaret etmektedir.

Ticari olarak yapılan yolculuklar; ayetlerde karşılıklı rızaya bağlı olarak yapılan ticaret helal kılınmakta, ticaret amacıyla yolculuk yapılması ve yolculuk süresince Allah’a karşı olan kulluk görevlerinin terk edilmemesi, cuma günü yapılacak olan alışverişte cuma saatine dikkat edilmesi öğütlenmektedir. Ayrıca ticaret yollarını bahşettiği, kolaylaştırdığı için Allah’a kulluk ederek şükredilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Ayrıca seyahat, tasavvufta seyr u sülûkun tamamlanması için uygulanan bir metottur. Bu uygulama ile doğup büyüdüğü, aşina olduğu yerlerden ayrılan kişi, dünyada fani olduğunu hisseder. Ziyaret ettiği yerlerde kendisini kimsenin tanımaması sonucunda, gariplik duygusunu derinden hissetmesi onun maneviyatının ve şahsiyetinin oluşmasına vesile olur. Zira seyahat etmek, suyun akarak pisliklerden arınması gibi sâliki dünya bağlarından ve manevi kirlerden temizler.     

Hangi zaman ve mekânda yapılırsa yapılsın, yolculuklarda karşılaşılan zorluklar sebebiyle İslâm, yolcuların ibadetlerine çeşitli kolaylıklar getirmiştir. Bu nedenle seyahat esnasında dört rekâtlı farz namazların iki rekât kılınmasına, ihtiyaç hâlinde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarının bir usul çerçevesinde cem’ edilmesine, mestler üzerine mesh müddetinin üç gün olmasına, yolculuk esnasında farz olan orucun ertelenmesine izin vermiştir. Resûl-i Ekrem yolcu veya yolda kalan kimseyi ihtiyaç halinde zekât verilecek kimseler arasında zikretmek suretiyle seyahat edenlere maddi olarak da kolaylık sağlanmasını tavsiye etmiştir. Bir hadiste de Allah Resûlü, yolcular için inşa ettirilen misafirhaneyi, öldükten sonra müminin sevap defterinin açık kalmasına vesile olacak ameller arasında zikretmiştir. Allah Resûlü, gölgesinde yolcuların dinlenebileceği çöl ağaçlarını kesenlere hoş bakmadığını ifade etmiştir. Rasullullah Efendimizin “Ey Hufaf, yola çıkmadan arkadaş edin. Bir işin olursa yardım eder, bir şeye ihtiyaç duyarsan sana verir.” şeklindeki sözü ile “Yola çıkmadan arkadaş, ev almadan komşu bul.” “Evvel refîk sümmettarîk ( önce arkadaş sonra yolculuk) ” düstûrundan hareketle yola yalnız çıkılmamasını tavsiye ettiğini, kişinin kendisine güzel bir yol arkadaşı edinmesi gerektiğini anlıyoruz.

Yolculuğa çıkma ve yoldan dönme vakti de önemlidir. Sünnete uygun olan perşembe günü ve günün erken saatinde yola çıkmaktır. Yolculuk sonucunda eve geç ya da gece vakti girmeyi de uygun görmemiştir Efendimiz.

Yolcu için dua etmek veya ondan dua istemek Peygamberimizin bize öğretmiş olduğu sünnetlerindendir. Resûl-i Ekrem, “Üç dua şüphesiz kabul edilir buyuruyor: Babanın duası, yolcunun duası ve mazlumun duası.” [8]           

Yolculuğa başlarken iki rekat namaz kılmak da müstehaptır.

Hz. Peygamber, yolculuğa dua ederek çıkar, seyahat esnasında konakladığı yerde ve yolculuktan döndüğünde de Rabb’ine dua eder ve teslimiyetini dile getirirdi.[9] 

Ka’b bin Mâlik’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah, bir yolculuktan döndüğü zaman ilk olarak mescide uğrar ve iki rekât namaz kılardı. Bu rivayet de yolculuk sonrası nasıl davranmamız gerektiğini bize öğretiyor.

Kuşkusuz bazı sıkıntıları olmakla birlikte yapılan yolculukların, insana farklı kültürleri görme, etkilenme ve bununla yeni açılımlar yapabilme imkânı sunduğuna şahit olmaktayız. İmam Şâfiî’nin, “Erdemlere ulaşmak için gurbete çıkın. Yolculuk yapın. Zira yolculukta beş çeşit fayda vardır. Bunlar; üzüntülerin unutulması, rızık temin edilmesi, ilim ve âdâb öğrenilmesi ve değerli insanlarla sohbet edebilme imkânının elde edilmesidir.” sözü dikkate değerdir.

Sonuç olarak İslâm’da, Allah’ın kudretini görüp ibret almak, hac ve umre vesilesiyle mübarek mekânları ziyaret etmek, ilim tahsil etmek, akrabaları ve hastaları ziyaret etmek, rızık aramak, inanmayanların baskısı sebebiyle hicret etmek, Allah yolunda cihat etmek, İslâm’ı tebliğ etmek gibi amaçlarla seyahat teşvik edilmiştir.

Bilinçli, hikmetli, basiretli seyahatlerin hem gezene hem de gezilen bölgelerdeki insanlara sağlayacağı maddi manevi yararlar düşünüldüğünde seyahatin ayet ve hadislerde neden teşvik edildiğini anlamaktayız. Bahsettiğimiz bu yolculuklardan bir fayda hâsıl olabilmesi için ibret almak, haramlardan kaçınmak, kendisine, ailesine ve yaşadığı topluma hizmet etmek gibi ulvî gayelerle yapılması gerekmektedir. Kur’an ve sünnet; yolculuğun gaflet üzere sadece eğlenmek, israf ve zaman öldürmek için yapılmasını onaylamaz. Dolayısıyla yolculuğun amacı, niyeti Allah rızası olmalı ve Allah rızasına uygun yolculuk yapılmalı.[10]

[1] Âl-i İmrân 3/97

[2] Ra‘d 13/21; Nisâ 4/1; Ra‘d 13/25; Nahl 16/90; Bakara 2/83; İsra 17/26;

[3] Nisâ 4/100

[4] Âl-i İmrân 3/156; Mâide 5/101; Nisâ 4/94; Mümtehine 60/1; Enfâl 8/60

[5] Hatîb el-Bağdâdî, 1975, er-Rıhle fî talebi’l-hadîs

[6] Tirmizî, İlim, 19.

[7] Mü’min 40/21; Taha 20/128; Ankebût 29/19-20; Muhammed 47/10; (Âl-i İmrân 3/137

[8] Tirmizî, Deavât, 139

[9] “Allah’ım, bu yolculuğumuzda bize iyilik ve takva vermeni, hoşnut olacağın işler yapmamızı nasip etmeni dileriz. Allah’ım, yolculuğumuzu kolaylaştır, uzağı yakınlaştır! Allah’ım, seyahatimizde bizim sahibimiz, gerideki ailemizin ve malımızın vekili de sensin! Allah’ım, yolculuğun yorgunluk ve sıkıntısından, üzüntülü görünüşten, aile ve malımızın kötü hâllere düşmesinden sana sığınırım.”

[10] Kur’an ve Sünnette Yolculuk, Hikmet Gültekin, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 13 Sayı: 75 Yıl: 2020; Hadislerle İslam, Bilim Kurulu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 2014, 7. Cilt, 759.syf.

Henüz Yorum Yok

Cevap Yaz

Tüm alanları doldurunuz