Şefkati gereği merhamet eden, azameti gereği bağışlayıcı olan, bağışlanma yollarını açan, gönülleri sevgisi sebebiyle nazargah-ı ilahi kılan, pişman olanların sevgilisi, abidlerin sevinci, yalnızların dostu, Mefahirimiz, Rabbimiz Allah Teala Hazretlerine hamd olsun.
Tasavvuf terbiyesi, ruh terbiyesi, kalp terbiyesi, ahlâk terbiyesi demektir. Bunlar olmadan iyi Müslümanlık yapılamaz, yapılan ibadetlerin makbul olması sağlanamaz, Allah’ın rızası ve sevgisi kazanılamaz.
Açlık, bütün sınırlara uymakta takvayı gözetme, tahammül ve sabır ayı olan Ramazanda yapılan ibadetler, bolca okunan Kur’an, şükürler, hamdler, tesbihler tehliller… tasavvvufi terbiye yöntemlerinin neredeyse bütününü içine alır. Ramazan ayı da Kur’an’ın emri olan nefsi tezkiye, ahlâkı tehzib, rezaili tasfiye ve fezaili tekmilin pratikteki yolu ve çaresidir. Ramazan ayının, müslümanlar için hızla ilerleme, çabucak irtifa kat etme, nefsi bir çırpıda hem de müslümanların tamamı ile birlikte alt etmek için çok münasip ve çok mübarek bir mânevî mevsim olduğu anlaşılacaktır. Bu fırsatta kendimize yeniden çeki düzen vererek; günden güne sâfîleşip yüksele yüksele, ârifâne hayata geçmeli; en sonunda da maddî, mânevî ve rûhî bakımdan gerçek bir bayrama ermeli. Ramazan ayında tavsiye edilen uygulamalar topyekün bütün ümmetin dervişane bir hayata yönlendirilmesi ve bu lezzeti hep beraber tatma fırsatıdır.
Ramazanın ilk özelliği açlıktır yani oruç. Açlık ise tasavvufun daha ilk mertebedeki adımıdır. Ruhların büyük dertlerinin tedavisi için, az yemenin, az uyumanın, az konuşmanın, uzlet ve halvetin lüzumuna ihtiyaç meydandadır. Doktor bir hastasını nasıl yemeklerden men eder, perhiz verir ve çeşitli zehir gibi ilaçları yuttururken, ona bir şey denilmezse, Müslüman ruhunun tekâmülü ve yükselmesi, terakki ve tealisi için yemekten uzaklaşması, uykuyu azaltması, çok konuşmaktan sakınması niçin zor veya lüzumsuz görülsün. Günde bir öğün yemek, mümkün olmazsa ikiyi geçirmemek, ekseriyetle bir kap yemekle iktifa etmek, yemeği yer sofrasında ve sağ dizini dikerek oturduğu halde yemek ise yemek yemenin Peygambercesidir, asl olandır, uygun ve güzel olandır.
İnsanlar hep canlarını değil, cesetlerini beslemekle vakit geçirmektedirler. Yemekleri sevmek ve onlar için en kıymetli vakitlerini zayi etmek, uykuyu sevmek, bunun için de o güzel ve baha biçilmez zamanları yok etmek demektir. İşte o zaman kasvet-i kalb tabiatiyle hâsıl olur.
Ramazan orucunu emreden âyetin sonunda, bunun gayesinin mânevî, rûhî ve ahlâkî olduğuna işaretle, “Ta ki ittika edesiniz, yani takva sahibi olasınız.” buyurulmaktadır.
Demek ki oruçtan hedef tasavvufunda hedefinde yer alan takvadır. Allah (celle celâlüh) Kur’ân-ı Kerîm’in 150 kadar yerinde takvayı zikredip övmüştür. O, bizim gibi eski ümmetlere de emrolunmuştur. Allah indinde en makbul kimse en takvalı olandır; Allah’ın evliyâsı müttakîlerden başkası değildir; onlar dünya ve âhiretin gerçek ulularıdır; Allah tarafından sevilmek, büyük maddî, mânevî nimetlere ermek, ilahî yardıma mazhar olmak, hüsn-i akîbet, eşsiz ve ebedî saadet, müjde ve büşra, cennet ve cemal… onların mükâfatlarıdır.
Her işin, amelin ve uzvun kendine göre bir takvası vardır. Mesela, orucu ifsat edecek hal ve davranışlardan uzak durmak; namazı, zekâtı, haccı ve sair amelleri ifsat ve iptal edecek şeylerden korunmak; imanı elfâz-ı küfürden ve bozuk itikatlardan korumak; fena huylardan kurtulmak; kalbi kötü niyetlerden korumak; her aza ve cevarihi, her çeşit günahlardan ve yasaklardan korumak… gibi. Hemen anlaşılır ki bunun için de yasakları, haramları, helalleri, mübahları, sevapları, günahları iyice bilmek, yani fıkıh ilmine ve tasavvufa vukuf şarttır. Denmiştir ki:
“İbadet ve iyi kulluk, ince bir sanattır; onun dükkânı halvet (tenhalık), ana sermayesi ilim ve takva, kazancı da cennettir.”
Her kemalatın temeli olan rûhî ve vicdanî olgunluğun, nefis tezkiye ve terbiyesinin, ahlâk tasfiyesinin pratiği olan şu Ramazan ayına ve oruç ibadetine bir bakınız; mide dinlenir, beden incelir, akıl berraklaşır, irade güçlenir, insan, şeytanı ve nefsi yenmeyi öğrenir, ahlâk düzelir, merhamet gelişir, yardımseverlik artar, şeytan yenilir, nefis üzülür, kalp nurlanır, ruh yükselir, niyetler halisleşir, yüzler aklanır, günahlar paklanır, mânevî engeller aşılır, perdeler açılır, merhaleler geçilir, sonsuz ilahî lezzetler sezilir, mânevî zevkler tadılır…
Hadîs-i şerîflerde belirtildiğine göre Ramazan’da, zahmetlerle yapılan ibadetlerin Allah tarafından kabul edilip edilmediğinin alâmeti kalıcı olup olmadığıdır. Eğer güzel hal ve durumumuz devam etmekte ise gayretlerimiz kabul görmüş; durumumuz menfîye dönmüş ve gerilemişse, ibadet ve taatlerimiz makbul olmamış, reddedilmiş demektir. Bunça çabadan sonar arzu edilen hedefe ulaşamamak, başlangıç noktasında kalmak hüsranların en büyüğüdür. Tasavvuf ehli
“İki günü aynı olan, her gün ilerlemeyen, yeni bir şey öğrenmeyen ziyan etti.” Hadisini her dem göz önünde bulundurur. Bu sebeple her Ramazan sonunda, bu mübarek aya girmeden evvelki hale düşmekten sakınmak daimi bir yükselme faaliyetidir.
Allahu Teâlâ cümleye ihsan buyursun.
Serpil Özcan
