OSMAN TÜRER*
“Barış” ve “mutluluk”, tarihin her döneminde olduğu gibi, bugün de insanlığın peşinde koştuğu en önemli hedeflerdendir. Bununla beraber, insanlığın gerçek barış ve mutluluğa çoğu zaman ulaşamadığı da bir gerçektir. Özellikle günümüz insanlığı, barış ve mutluluktan çok daha uzak bir görünüm arz etmektedir. Biz burada, çok geniş kapsamlı olan “barış” ve “mutluluk” kavramlarını, Yunus’un duygu ve düşünce sistemi çerçevesinde kısaca incelemeye çalışacağız. Bunu yaparken de, başvuracağımız temel kaynak, yine Yunus’un ölümsüz “Divan”ı olacaktır.
Öncelikle bir hususu gözden uzak tutmamak gerekir: Yunus Emre, her şeyden önce samimi ve fikrî seviyesi çok yüksek bir Müslümandır. Ayrıca o, “insân-ı kâmil” diye tabir edilen olgunluk seviyesine ulaşmış bir sûfidir. Bu demektir ki, Yunus’un duygu, düşünce ve davranışlarına yön veren temel faktörler, İslâm ve tasavvuftur. Hatta tasavvufun da dayandığı asıl kaynak İslâm olduğuna göre, Yunus’u Yunus yapan yegâne manevi temelin İslâm inanç ve düşüncesi olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim kendisi de, “Pişrev bize Kur’an durur.” demek suretiyle, Kur’an’ı kendisine rehber edindiğini açıkça ifade etmiştir. Ayrıca,
“Yûnus’un sözi şiirden, ammâ aslı(dur) Kitâb’dan
Hadis ile dinene key (bilgil) sâdık olmak gerek”
beytinde de, yazdığı şiirlerin mâna kökünü Kur’ân’ın teşkil ettiğini ve Hz. peygamberin sözlerine uymak gerektiğini söylemektedir.
Yunus’un şiirleri baştan sona dikkatle incelendiğinde, bu şiirlerde ulaşılmak istenen asıl hedefin, hem fert, hem de toplum plânında sahip olunacak gerçek bir barış, huzur ve mutluluk olduğu hemen fark edilecektir. O’na göre ruhen ve ahlâken kemale ermiş insan, iç huzurunu ve mutluluğu elde etmiş demektir. İnsanın ruhî ve ahlâki kemale ermesinin, Yunus’a göre en önemli şartı, kendi benliğinden sıyrılıp, maddî, süflî ve nefsanî duygulardan arınarak, gerçek bir aşkla Mutlak Hakikat’e, yani Allah’a bağlanmaktadır.
“Her da’viden geçen kişi, Dost’dan yana uçan kişi
Işk şerbetin içen kişi, geh esrük geh mestân ola”
diyen Yunus bu noktada ilahî aşka çok büyük bir önem atfetmektedir.
Yaratıcı ile ruhî ve kalbi bir irtibat kuramamış ve ilahî aşktan nasiplenememiş olanları, Yunus kuru bir ağaca benzetir:
“Kurı ağacı n’ideler, kesüp oda yakalar
Her kim âşık olmadı, benzer kurı ağaca”
Yunus, bir şiirinde de bu aşk sayesinde Hak yolunu bulduğunu ve nefsanî duygulardan arındığım şöyle dile getirmektedir:
“ Andan berü kim ışkun benümle yoldaş oldı
Rahman yoluna beni göstermeğe baş oldı
Işk nefs iline akdı, ne buldıyısa yakdı
Kibir kal’asın yıkdı, anda çok savaş oldı
Işk aldı elüm benüm, gösterdi toğrı yolum
Hakk’a şükür kim lıâlüm, bayağıdan hoş oldı.”
Yunus’a göre, bu aşktan mahrum olan gönüller viraneye benzer. Buna karşılık, Nemrud’un ateşini Hz. İbrahim için gül bahçesine dönüştüren, yine bu aşktır:
،،Işk bir ulu nazardurur, âşık canlar erenlerdür
Işka düşmeyen gönüller, virândurur şâr olmadı.
İbrahim’e Nemrud odın, ışkdur gülistan eyleyen
Işkdan nazar ericeğez, gülzâr oldı nâr olmadı”
Yunus’a göre benliğinden sıyrılamayan kimsenin mutlak mânâda Hakk’a ulaşması ve huzura kavuşması mümkün değildir.
“Yunus imdi dimegil, Dost’ı girçek severin
Dost’ı girçek sevenler, benliğin elden kodı”
“İstemegil Hakk’ı ırak, gönüldedür Hakk’a durak
Sen senliğin elden bırak, tenden içerü candadır”
“Yûnus sen seni gider, her n’iderse Dost ider
Aczüni bil epsem ol, var ışk rengine boyan”
“Kime kim Dost gereğise, eydeyin ne kılasını
Terk eyleye kendüzini, hiç anmaya n’olasını
Dost’dan yana giden kişi, kendüzinden geçmek gerek
Dost yağmalar can şarını, alup gönül kalesini”
beyitlerinde ve daha pek çok şiirinde Yunus, gerçek Hak âşıklarında benlik duygusunun bulunamayacağını dile getirmektedir. Bu hale ulaşan bir insan, her şeyden geçer ve o Yüce Varlık’ta fani olur. Bu halin, ruhî sükûnetin ve iç huzurunun zirvesini teşkil ettiğini Yunus’un şu beyitleri ne kadar güzel anlatmaktadır:
“ Canlar canını buldum, bu canım yağma olsun
Assı ziyandan geçdüm, dükkânum yağma olsun
İkilikden usandum, birlik hanına kandum
Derdi şarabın içdüm, dermanum yağma olsun
Yûnus ne hoş dimişsin, bal u şeker yimişsin
Ballar balını buldum, kovanım yağma olsun”
Gönül dünyasına Allah aşkını yerleştiren ve kişiyi Allah’tan uzaklaştıran en önemli sebeplerden biri olan benlik duygusundan arınan bir insan, bu temel özelliklerinin tabiî bir uzantısı olarak, nefsanî arzularının peşinde koşmaz, dünyaya asla aldanmaz ve boş heveslere iltifat etmez. Ayrıca böyle bir kişi kimseye düşmanlık beslemez, herkese sevgi ve hoşgörü ile bakar. Yunus’a göre bütün bu özellikler de kişiyi Hakk’a ulaştıran birer vasıtadır. 0, şu beyitlerinde de bu hususu dile getirir:
،،Vasf-ı hâlüm eydiserem, vuslat hâlin bilenlere
Yidi dürlü nişan gerek, hakikate irenlere
Bu yidisinden birisi, eksük olursa olmaya
Bir nesne eksük gerekmez, bu sarp yola varanlara
Evvel nişânı budurur, yermeye cümle milleti
Yerenler yerini kaldı, yir değmedi yirenlere
İkinci nişânı oldur kim, nefsini semirtmeye
Zinhar siz andan olmanuz, nefsine kul olanlara
Üçüncü nişânı budur, cümle heveslerden geçe
Hevesler eri yolda kor, yitemez yol varanlara
Dördüncü nişânı oldur, dünyadan münezzeh ola ٠’
Dünye seni sayru eyler, ne kul kaysı sayrulara
Yûnus yidi nişân didi, evet üçüni gizledi
Anı dahi diyüvirem, gelüp halvet soranlara”
Yunus’a göre insanın en büyük düşmanı ve tüm endişelerinin kaynağı nefistir. Dolayısıyla bu endişelerden kurtulup, huzur ve mutluluğa ulaşmak için “nefsin başını kesmek” gerekir. O, şu beytiyle bunu dile getirmektedir:
“Hayra döndi benüm işüm, endişeden âzâd başum
Nefsimün başını kesdüm, kanadlanup uçar oldum”
Yunus, insanları Hak’tan uzaklaştıran, onları türlü türlü sıkıntılara sevk eden ve gerçek mutluluktan ayıran en önemli sebeplerden birisi olarak da, dünya sevgisi ve bağlılığı üzerinde durur.
،،Bu dünyaya kalmayalım, fânidir aldanmayalım
Bir iken ayrılmayalım, gel Dost’a gidelim gönül
Biz bu cihandan geçelüm, ol Dost iline uçalum
Arzu hevâdan geçelüm, gel Dost’a gidelim gönül
Bu dünya olmaz pâyidâr, aç gözüni canun uyar
Olgıl bana yoldaş u yâr, gel Dost’a gidelim gönül
Ölüm haberi gelmedin, ecel yakamuz almadın
Azrail hamle kılmadın, gel Dost’a gidelim gönül”
Yunus’a göre, bir insanın kalbinde ilahi âşk ile dünya sevgisi ve buna bağlı duygular asla bir arada bulunmaz; birinin olduğu yerde öbürünün yer alması mümkün değildir:
“Diliyle ışk diyenler, bilmezler ışk neydüğiııi
Işkdan haber eyitmesün, kim dünya izzetin seve
Her kim izzetden geçmedi, âşıklık bülıtandur ana
Geçimez dost döşeğine, at u katır yahut deve”
O’na göre bu geçici dünyaya gönül bağlamanın sonu pişmanlıktır:
“Bu dünyaya gönül viren son-ucı pişman olısar
Dünya benüm didükleri, hep ana düşman olısar”
Dünya sevgisini gönülden atmak ise Yunus’a göre “ibadetlerin başı’,dır:
“ Seversen dünyeyi mihnet bulasın
Erenler sırrını kaçan tuyasın
İbâdetler başıdur terk-i dünyâ
Eğer mü’minsen ana inanasın”
Derunî bir aşkla Yaratıcı’sına bağlanan kimsenin, O’nun emirlerine ters düşen bir davranışta bulunması ve O’na kullukta kusur etmesi düşünülemez. Çünkü o kimse huzur ve mutluluğu Yaratıcısına mutlak itaatte bulur. İtaatsizlik ise onun için büyük bir kusur ve sınırsız ıstırab sebebidir. Meselâ, ölüm anını tasvir eden bir şiirinin son beyitinde şöyle der:
“Yûnus imdi tevbeye gel, can sendeken eyle amel
Işkıla gel kuşanıgör, bu dervişlik pelhengini”
O’nun şu beyitleri de, Tanrı’ya itaate ve dinin gereklerini yerine getirmeye verdiği önemi göstermektedir:
“Âşık olan miskin olur, Hak yoluna teslim olur
Her ne dirsen boyun tutar, çare yok gönül yıkmağa”
“Dimesin kim müsülmanam, Çalab emrine fermânam
Tutmaz ise Hak sözüni, fayda yokdur dinden ana”
“Okudun yidi musfafı, hâ tâat gösterür safî
Çünki amel eylemedim, gerekse var yüz yıl okı”
“Hey gel amel idelüm, elümüz irer iken
Ecel irer ansuzun, irmezüz saııumuza”
Yunus, dinî vazifeler içerisinde özellikle namaz üzerinde çokça durur. Çünkü O, namazın “dinin direği” olduğunu ve onun insanı ne derece Allah’a yaklaştırdığım çok iyi bilmektedir. Onun için, “Divan’ında yer alan üç ayrı şiirde, namaz ibadetinin önemini anlatmaktadır.
Yunus Emre, yapılan dinî ibadetler konusunda çok önemli bir konu üzerine dikkatimizi çekmektedir. O da, ibadetlerin mutlaka gerçek bir aşk ve ihlasla yapılması, riyâ duygusu karıştırılmamasıdır. Hatta sadece ibadetlerin değil, elde edilen ilmin dahi bu aşkla beraber olması gerekir. İlâhî aşkın eşlik etmediği ilmin de ibadetin de insana bir faydası yoktur.
“Miskîn Yûnus zelır-i katil, ışk elinde tiryâk olur
Ilm ü amel zühd ü tâat, bes ışksuz helâl olmaya”
Yunus, şiirlerinde bir taraftan ferdin iç dünyasını ve Tanrı ile olan münasebetlerini ele alırken; öbür taraftan onun diğer insanlarla ilişkilerini ve bu ilişkilerde nasıl bir tavır sergilemesi gerektiğini de geniş olarak işlemiştir.
Yunus’un, bu tür şiirlerinde de toplumsal barışı ve mutluluğu hedef aldığını görüyoruz. O, bu noktada fert plânında görmek istediği ideal insan tipinin diğer insanlara karşı sergileyeceği davranış tarzlarını ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu davranış tarzlarının toplumda herkes tarafından uygulanması halinde, gerçek anlamda sosyal barış ve mutluluğun teessüs edeceğine inanmaktadır.
Öyleyse nedir bu davranış tarzları?
Yunus bu konuda da “sevgi” unsuruna en ön plânda yer vermektedir. Bu sevgi de, yine Allah sevgisinin bir tezahürüdür. Yaratıcı’yı seven kimse, 0’nun yarattığı her şeyi sever.
Yaratıklar içerisinde sevilmeye en lâyık olan da, Tanrının “eşref-i mahlûkât” olarak yarattığı insandır. Bu yüzden, Yunus’un insan sevgisi çok geniş kapsamlı olup, bütün insanları kucaklamadadır.
O’nun en büyük hedefi, bu sevgiyi toplumda hâkim kılmaktır.
“Ben gelmedim da’viyiçün, benüm işüm seviyiçün
Dost’ım evi gönüllerdür, gönüller yapmağa geldüm”
Yunus’a göre, Tanrı’nın mekânı durumundaki insan kalbini inciten kimse, iki cihanda da bedbahttır, üstelik gönül kıran kimsenin ibadeti de makbul değildir. Şu beyitler bu düşüncenin veciz ifadeleridir:
“Ak sakallı pir hoca, bilemez hâli nice
Emek yimesün hacca, hir gönül yıkarısa
Gönül Çalab’un tahtı, Çalab gönüle baktı
İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkarısa”
“Bir kez gönül yıkdunısa, bu kılduğun namaz değül
Yitmişiki millet dahi, elin yüzün yumaz değül”
“Bin kiz hacca vardunısa, bin kez gazâ kıldunısa
Bir kez gönül sıdunısa, gerekse var yollar dokı”
“Şeyh u dânişmend ü fakı, gönül yapan bulur Hakk’ı
Sen bir gönül yıkdunısa, gerekse var yüz yıl okı”
Yunus, insanların doğruluktan ayrılmamalarını tavsiye eder ve doğruluğun hem ferdin Hakk’a vasıl olmasında, hem de sosyal barış ve mutluluğun temininde son derece önemli olduğunu vurgular:
“Kimde kim toğruluk var, Hak Çalab anı sever
İki cihâna yarar, ol erün sermâyesi”
Sosyal münasebetlerde Yunus’un önem verdiği bir başka prensip de, birlik ve beraberliktir
İkiliği terk itgil, birlik makâmın dutgıl
Canlar cânın bulasın, işbu dirlik içinde”
“Birisen birliğe gel, ikiyi bırak elden
Bütün ma’nâ bulasın, sıdk u imân içinde”
“Sen ü ben olıcağız, iş ikilikde kalur
Çıkduk ikilik evinden, sen ben yağmaya virdük”
Bunlardan başka Yunus, sosyal barış ve mutluluğun tesisi için, insanların kin tutmamak, dedi-kodu yapmamak, gurur ve kibirden kaçınmak, başkalarının kusur ve ayıbını araştırmamak, fakir ve hastaları koruyup gözetmek, ikiyüzlülükten sakınmak gibi ahlâk kurallarına riayet etmelerinin de mutlaka gerekli olduğunu, birçok beytinde dile getirir.
“Giderdüm gönlümden kini, kin tutanın yokdur dini
İy yârenler ben bu sözi, uludan işitdüm ahî”
“Adumuz miskindür bizüm, düşmanımuz kindür bizüm
Biz kimseye kin tutmazuz, kamû âlem birdür bize”
“Ben emin olsam diyen, ya eminlik isteyen
Geçsün bu kâl ü kıylden, toprağa ursun yüzin”
“Bir hasteye vardumsa, bir içim (su) virdünise
Yarın anda karşu gele, Hak şarâbın içmiş gibi”
Yunus bütün bu düşünceleriyle, ahlâken üstün bir toplum hedeflemektedir.
Maddenin kıskacında bunalan, mânâya ve sevgiye hasret günümüz insanlığının önünde Yunus Emre, canlı bir barış ve mutluluk timsali olarak durmaktadır. 0 halde son sözü yine O’na bırakalım:
Gelün tanışık idelüm, işün kolayun tutalum, Sevelüm sevilelüm, dünyeye kimse kalmaz”
*Prof. Dr. Osman Türer, Kilis 7 Aralık Üniversitesi,
Atatürk Kültür Merkezi Yayını, sayı 69, Uluslararası Yunus Emre Sempozyumu Bildirileri (Ankara, 7-10 Ekim 1999)’nden alıntıdır.