27 Nisan 2026 / 10 Zilkade 1447

Etiketsiz Değer

Ayşenur Coşan – Moda Tasarımcı-

Üzerimize giydiğimiz bir parçayı gerçekten neden satın alırız? Üzerimizdeki duruşunu kendimize yakıştırdığımız için mi, yoksa etiketinde yazan bir isim yada logosu için mi? Gardırobumuzdaki parçalar aslında bizi mi yansıtır, yoksa ait olmak istediğimiz dünyayı mı?

Son yıllarda giyim sektörü ve moda artık yalnızca bir ürün satmıyor; bir kimlik ve bir aidiyet hissi  de satıyor. Böylece bir markayı taşıdığımızda, kendimizi daha görünür, daha ‘yeterli’, hatta bazen daha değerli hissediyoruz. Ama bu gerçekten bize ait bir his mi, yoksa bize ait olduğuna inandırıldığımız bir duygu mu?

Lüks markalar ve ‘ikonik’ olarak adlandırdıkları tasarımlarını gerçekten beğeniyor muyuz? Mesela markette manav reyonundan aldığınız poşet ile bir davete gider miydiniz? Ya da toynak şeklinde bir ayakkabı lüks bir marka yapmamış olsaydı hala size giyilebilir gözükür müydü? 

İlk bakışta ‘Bunu kim alır, bu gerçekten giyilir mi?’ dediğimiz tasarımlar, lüks bir markanın imzasını taşıdığında gözümüze daha şık, ‘aslında o kadar da kötü değil, giyilebilir.’ algısıyla daha kabul edilebilir hale gelir. Bu aslında ürünü beğenmekten çok, o ürüne erişebildiğini ve onun temsil ettiği dünyaya ait olduğunu kanıtlama arzusudur. 

İşte burada ortaya çıkan bir kavram var: Gösterişli Tüketim

Gösterişli Tüketim, yalnızca ihtiyaçları karşılamaya yönelik bir alışveriş biçimi olmaktan çok, görünür olma, fark edilme ve statü edinme arzusunu tüketim üzerinden ifade eder. Ürünün işlevi geri planda kalırken, asıl önem kazanan onun neyi temsil ettiği ve başkaları tarafından nasıl algılandığıdır. Bir çanta, bir ayakkabı ya da bir kıyafet, kullanım değerinden çok marka kimliği ve fiyatı üzerinden anlam kazanır. Mesele marka değil o markayı neden istediğimizdir. Güzel olduğu için mi yoksa kim olduğumuzu başkalarına kanıtlamak için mi?

Peki asıl değerli olan nedir? Belki de sorun tüketimin kendisinde değil tüketimin öz değerimizle kurduğu ilişkidedir. Bir şeyi herkes giyiyor diye değil kendimize yakışan, belki de çok pahalı , gösterişli logoları olmayan bir kıyafetin içinde de kendimizi değerli hissettiğimizde, hiçbir şeyin dışarıdan bize o değeri vermesine ihtiyaç duymayız. Ancak aynı şeyi ‘beni değerli kılsın’ umuduyla almak, aslında kendimize yaptığımız en pahalı haksızlıktır.

Kendi öz değerimizin farkına vardıkça, ne giydiğimizden çok kendimizi nasıl hissettiğimiz belirleyici hale gelir ve biz, olduğumuz haliyle yeterli olduğumuzu kabul ettiğimizde, aslında her kıyafet bize yakışmaya başlar. Çünkü değerli olan giydiğimiz şeyler değil kendimize yüklediğimiz anlamdır.

*Sosyolog Thorstein Veblen 1899’da yayımladığı ‘The Theory of the Leisure Class’ kitabında ilk kez ‘Gösterişli Tüketim’ kavramını kullanmıştır.

Henüz Yorum Yok

Cevap Yaz

Tüm alanları doldurunuz