Hafize Teker Berktaş-Mimar-
Bir ev ne zaman eskir?
Duvarlarının boyası solduğunda mı; mutfağının modası geçtiğinde mi yoksa ekranda gördüğümüz yeni bir koltuk, yıllardır oturduğumuz koltuğu bir anda gözümüzde eskittiğinde mi?
Evlerimizi içinde yaşadığımız yerlerden çok durmadan yenilenmesi gereken alanlar gibi görmeye başladığımız bir çağdayız. Renkler, malzemeler, dekorasyon eğilimleri hızla değişiyor. Dün beğenerek seçtiğimiz bir şey, birkaç yıl sonra “modası geçmiş” sayılabiliyor.
Sürdürülebilirlik denince akla çoğu zaman güneş panelleri, enerji tasarruflu sistemler ve geri dönüşüm geliyor. Bunların hepsi önemli. Ama sürdürülebilir bir evin bir de gündelik tarafı var: ne kadar tükettiğimiz ve elimizdekinin ömrünü ne kadar uzatabildiğimiz.
Belki de ilk soruyu değiştirmek gerekiyor. “Evimize ne ekleyebiliriz?” diye sormadan önce şunu sorabiliriz: “Elimizdekini nasıl daha uzun süre yaşatabiliriz?”
Zamana Direnen Evler
İyi tasarlanmış bir evin en kıymetli özelliklerinden biri, zamanla kavga etmemesidir. Birkaç çizik aldı diye bir masa işlevini kaybetmez. Ahşabın üzerinde yıllar içinde biriken izler, çoğu zaman o evde geçen zamanın kaydıdır. Dolabın kulplarını değiştirmek bütün dolabı yenilemekten, koltuğu yeniden kaplatmak yenisini almaktan daha anlamlı olabilir.
Malzeme seçimi de burada önem kazanıyor. Bir malzemenin ilk gün nasıl göründüğü kadar yıllar sonra nasıl yaşlanacağına da bakmak gerekir. Yeniden zımparalanabilen bir ahşap ya da kılıfı değiştirilebilen bir döşeme, sürekli yenileme ihtiyacını azaltır.
Yeni bir şey almadan önce üç basit soru çoğu zaman yeterlidir:
- Buna gerçekten ihtiyacımız var mı?
- Elimizdekini tamir edebilir ya da başka bir işte kullanabilir miyiz?
- Yeni alacağımız şey yıllar sonra da işimize yarar mı?
Değişen Hayat, Dönüşen Ev
Özellikle çocuklu evlerde ihtiyaçlar hızla değişiyor. Bugün oyuncakların yayıldığı köşe, birkaç yıl sonra bir çalışma alanına dönüşebiliyor. Her yaş döneminde odayı baştan kurmak yerine, çocukla birlikte büyüyebilen ve farklı işlere uyarlanabilen mekânlar düşünmek mümkün.
Aynı uyum mevsimler için de geçerli. Bir çalışma masasının pencereye göre konumu bile yapay aydınlatma ihtiyacını değiştirebilir. Doğru saatte havalandırmak, kışın güneşten yararlanmak, yazın gölge oluşturmak hem konforu artırır hem de enerji ihtiyacını azaltır.
Sürdürülebilirlik bazen evin zaten sunduğu imkânları fark etmekle başlar.
Boşluğa Yer Açmak
Evlerimizde hep daha fazla depolama alanı arıyoruz. Daha büyük dolaplar, daha çok çekmece istiyor, sonra bütün bu alanları doldurup yine yer bulamamaktan yakınıyoruz.
Oysa boş duran her alan israf sayılmaz. Her boşluğu doldurmamak, evin biraz nefes almasına izin vermek de bir tasarım kararıdır. Boşluk, hareket etmeye ve gerektiğinde mekânı başka türlü kullanmaya imkân tanır.
“Az eşya” denince akla soğuk, kusursuz evler gelmesin. Kastedilen, gerçekten kullanılan ve sevilen şeylere daha fazla yer açmaktır. Mesele her eşyaya yeni bir yer bulmaktan çok eve gireni biraz daha dikkatli seçebilmek.
Onarmak ve Yaşatmak
Bir zamanlar evlerin doğal bir parçası olan tamir kültürü giderek hayatımızdan çekiliyor. Eskiden mobilyalar onarılır, kumaşlar değiştirilir, bazı eşyalar başka işlerde yeniden kullanılırdı. Bugün çoğu zaman yenisini almak daha kolay geliyor.
Bu alışkanlıkların çocuklar için ayrı bir anlamı var. Çocuklar sürdürülebilirliği anlattıklarımızdan çok evde gördüklerinden öğrenir:
- Gereksiz yanan ışığı kapatmak
- Suyu dikkatli kullanmak
- İhtiyaç olmayanı satın almamak
- Bozulanı atmadan önce tamir etmeyi denemek
- Sahip olduklarımızı olabildiğince uzun kullanmak
“Bu bozuldu, atalım.” yerine “Bunu tamir edebilir miyiz?” sorusunu duyarak büyüyen bir çocuk, bir eşyanın ömrünün uzatılabileceğini öğrenmekle kalmaz. Sahip olduklarıyla başka türlü bir ilişki kurmayı da öğrenir. Eve ve eşyaya vefa biraz da burada başlar, her eskiyeni değersiz saymamakta.
Yaşanmışlığın İzleri
Çocukların büyüdüğü, misafirlerin ağırlandığı bir evin her an katalog fotoğrafı gibi görünmesi mümkün değil. Zaten buna ihtiyacı da yok.
Yaşanan ev zamanın izini taşır. Ahşap çizilir, minderler biraz çöker, duvarlarda küçük lekeler belirir. Bunların hepsini hemen ortadan kaldırılması gereken kusurlar olarak gördüğümüzde ev de hızlı tüketimin bir parçası hâline gelir.
Oysa yaş almakla eskimek aynı şey değildir.
Yıllardır etrafında yemek yenen bir masa ya da kapı pervazında kalmış küçük bir boy çizgisi, bir evi yeni alınmış eşyalardan çok daha güzel kılabilir. Bir evin güzelliği çoğu zaman içinde geçen zamanın görünür olmasından gelir.
Sürdürülebilirlikten söz ederken sık sık “gelecek nesiller” diyoruz. Gelecek nesiller aslında çok yakınımızda, bugün aynı sofraya oturan, aynı odalarda büyüyen çocuklarımız. Çevre bilinci de onlara en çok evde gördükleri üzerinden geçecek.
Hiç eskimeyen bir ev kurmak zaten mümkün değil. Asıl mesele, bizimle birlikte yaş alabilen evler kurabilmek.
En sürdürülebilir ev, belki de yıllar geçse de içinde yaşamayı sevdiğimiz ve çocuklarımızın büyüdüğünde özlemle hatırlayacağı evdir.