Bittabi ekmeldi Resul-ü Sübbûh,
Çeşme-i giryândı, şu dil-i mecrûh.
Zulmeti ebkemde o bâr-ı bâlâ,
Çeşme-i giryândı, şu dil-i mecrûh.
Oldu akid’ sünnete; sonra kurgan,
Çeşme-i giryândı, şu dil-i mecrûh.
Geldi şu hicrân keza dil-i vîrân,
Çeşme-i giryândı, şu dil-i mecrûh.
Merfu taaşşuk ile sen tazarru,
Çeşme-i giryândı, şu dil-i mecrûh.
Ağrazı pâk oldu mu dil-i pâktır,
Çeşme-i giryândı, şu dil-i mecrûh.
Bâd-i seher-hîzde şu dil-i bîmâr,
Çeşme-i giryândı, şu dil-i mecrûh.
Eyledi ezkâr’hafa dil-i inhâr,
Çeşme-i giryândı, şu dil-i mecrûh.
Râh-ı taaşşukta şu dil rübûde,
Çeşme-i giryândı, şu dil-i mecrûh.
Şâye-i tehlil ile dil-i nâlân,
Çeşme-i giryândı, şu dil-i mecrûh.
Aşka ırak oldu bu dil-i nâ-şâd,
Çeşme-i giryândı, şu dil-i mecrûh.
Dil-i nizâr âb ola râh-ı aşktan,
Çeşme-i giryândı, şu dil-i mecrûh.
Rabb razı, iç bâdeni dil-i şeydâ,
Çeşme-i giryândı, şu dil-i mecrûh.
Kayd-ı hayat mevta bu dil-i sûzân,
Çeşme-i giryândı, şu dil-i mecrûh.
Râvi ki bîtâb; Sana kaldı hasret,
Çeşme-i giryândı, şu dil-i mecrûh.
RÂVİ
Kelime Anlamları:
- Bittabi: Elbette
- Ekmel: En mükemmel
- Resul-ü Sübbûh: Allah’ın Resulü
- Çeşme-i giryân: Ağlayan göz
- Dil-i mecruh: Yaralı gönül
- Zulmeti ebkem: Dilsiz karanlık
- Bâr-ı bâlâ: Yüce yük
- Akid’: Bağlanmak, inanmak
- Kurgan: Mezar
- Keza: Böylece
- Dil-i vîrân: Yıkık, harap gönül
- Merfu taaşşuk: Yüce Aşk
- Tazarru: “Yanlışını bilip gizlice yalvarmak
- Ağraz: Amaç, maksat
- Pâk: Temiz
- Dil-i pâk: Temiz gönül
- Bâd-i seher-hîz: Tan yeli
- Dil-i bîmâr: Hasta gönül
- Ezkâr’hafa: Gizli zikirler
- Dil-i inhâr: Irmakların gönlü
- Râh-ı taaşşuk: Aşk yolu
- Dil rübûde: Gönlünü kaptırmış âşık
- Şâye-i tehlil: “Lâ ilâhe illallah”‘ın gölgesi
- Dil-i nâlân: İnleyen gönül
- Dil-i nâ-şâd: Dertli gönül
- Dil-i nizâr: Kederli gönül
- Âb: Su
- Râh-ı Aşk: Aşk yolu
- Rabb: Efendi, sâhip
- Bâde: Aşk, Allah sevgisi, halk hikâyelerinde Hızır’ın kahramanlara ve bazı saz şairlerine sunduğu içki
- Dil-i şeydâ: Deli gönül
- Kayd-ı hayat: Ölene dek
- Mevta: Ölü
- Dil-i sûzân: Yanık, ateşli gönül
- Bîtâb: Güçsüz