21 Ocak 2026 / 2 Şaban 1447

Evdeki Düzen, Düzendeki Huzur

Büşra Ar Şişman-Psikolojik Danışman

Evi yuva yapan, içeri girince duyulan mis kokulardır: bazen fırından yayılan bir kek kokusu, bazen sıcacık bir çorba, bazen de yeni silinmiş yerlerin temizlik kokusu…

Ev dediğimiz mekanın dört duvar ve bir çatıdan öteye geçebilmesi için içinde yaşayanların ona emek veriyor olması beklenir. Bu emek, evi sahiplenmenin ve oraya ait hissetmenin de anahtarıdır. İçinde yaşayanların emeğinin sinmediği bir ev, bir otel odası gibi lüks ve konforlu dahi olsa sıcak bir yuva  gibi asla hissettiremez.  

Peki nedir evin içindekileri sarıp sarmalamasını ve huzur vermesini sağlayan, evi yuva eyleyen o emek? Elbette buna pek çok cevap sıralamak mümkün ama ilk akla gelenler: evi temiz ve düzenli tutmak, dağıldıkça toplamak, kirlendikçe temizlemek, eskidikçe bakım ve değişim yapmak… 

Ev de tıpkı bir çiçek gibi hayat barındırır içinde.  İhtiyacı olanı görmezden gelmek o evi soldurur, sıkar ve  içinde yaşayanlara da sıkıntı vermeye başlar.

Ev dağınıksa içinde yaşayanlar da dikkatlerini  toplamakta zorlanırlar. Kirlilik ve dağınıklık zihinde ekstra enerji harcanmasına ve bedensel, zihinsel, psikolojik yorgunluk hissine yol açar. Bu yorgunluk ve enerjisizlik; işlerin geçiştirilmesine, geçiştirme ertelemeye, erteleme de depresif ruh hâlinin derinleşmesine neden olur.  

Ev sükun bulma yeri iken içindekileri sıkan bir dört duvara dönüşür. Kucaklayan bir liman olması gerekirken adım atmak bile istenmeyen bir yer hâline gelir.  

Evdeki düzensizlik ve bakımsızlık,  zamanla ailenin sosyal ilişkilerini de bozmaya başlar. Gerek  bu durum, gerekse bunun sebep olduğu çökkünlük, akraba ve arkadaşlarla yakın ilişkilere, eş dost ziyaretlerine  ket vurur. İlişkiler zayıfladıkça çökkünlük artar, çökkünlük arttıkça ilişkiler iyice zayıflar ve  bir kısır döngü oluşur.  Oysaki bu sosyal ilişkiler insanın, hayatın zorlayıcı imtihanları karşısında en güçlü destek kaynaklarından biridir. Bu kaynaktan da mahrum kalan aile iyice yalnızlaşır.  

Peki, aileyi hem ruhsal hem sosyal anlamda kısırlaştıran bu düzensizlik nasıl engellenir? Hatta bu hâle düşmemek için nasıl bir yol izlenmelidir?  

Evin bakım ve temizliğinde de hayatın her alanında olduğu gibi küçük ama devamlı adımlar kuralını uygulamak  daha kolay ve daha az yorucu olur. Örneğin tüm evin işini bir güne sığdırmaya çalışmak yerine, haftanın günlerine bölmek gibi… Her gün evin düzeni ve temizliği için kısa ama düzenli zaman ayırmak gibi… Yine daha büyük işlerde bunu farklı haftalara yaymak gibi…  

Çoğu kişinin evini ihmal etmesinin  en büyük sebebi, zamanında yapılmayan  küçük işlerin birikmesi ve  kişiye üstüne doğru ilerleyen bir çığ hissi vermesidir. Bununla yüzleşmek ve üstüne gitmek yerine  görmezden gelindiğinde  işler iyice sarpa sarar ve toparlaması daha da zorlaşır. Bu sebeple evimiz için  az da olsa  düzenli zaman ayırmak, en etkili düzen sağlama yöntemidir.  

Ev düzeni ile ilgili bir diğer yanlış da işlerin sadece evin hanımının sorumluluğu olarak görülmesidir. Bu algı çoğu kez evin hanımında da vardır ve bu ağır sorumluluğu tek başına  yüklenen kadın, hiçbir yardım talep etmeden  taşımaya çalışır. Taşıyamayıp zorlandığı durumlarda yetersizlik duyguları ile boğuşmaya başlar. Taşımaya güç yetirdiğinde ise zar zor sağladığı bu düzen bozulmasın diye ev ahalisine  pek çok şeyi kısıtlayarak neredeyse nefes almayı bile çok görür.  

Bu durum  ise evin tüm  havasını etkiler. “Anne mutluysa herkes mutludur!” düsturunca, anne mutsuzsa herkes mutsuzluğa mahkumdur, anne gerginse kimsenin mutlu olmaya takati yoktur. Annenin sürekli  yorgun ve gergin olması, ev ahalisinin de kendini gergin hissettiği mayın tarlası gibi  bir eve zemin hazırlar.  

Nasıl ki evdeki düzen herkesin huzuruna hizmet ediyorsa evdeki herkes de evin huzuruna hizmet etmeli ve aile üyeleri arasında bir görev paylaşımı muhakkak rutin hâline getirilmeli, bu rutinin oluşmasında anneler diğer üyelere alan açarken babalar da inisiyatif alarak bu görevlerde baş sorumlu olmalıdır. Annelerin evin temizliği konusunu aşırı önemseyip hiç kimseye güvenmemesi, her işi sadece kendisinin en iyi yapabileceği inancından kaynaklanır. 

Bu inanç ise aile üyelerine sorumluluk alma ve işlerin yapılışını öğrenme konusunda hiç şans vermemek olur ki  bu da kadının kendi topuğuna sıkması gibidir.  

Bir diğer önemli konu da nasıl ki her canlının  bir mizacı varsa evlerin de bir mizacı vardır ve bu mizaç aile üyelerinin sayısıyla, yoğunluğuyla, kişilik özellikleriyle şekillenir.  

Her mizaca aynı beslenme ve hayat tarzı  önerilemiyorsa  her eve de aynı temizlik rutinleri önerilemez. Çok çocuklu bir evde her gün çamaşır makinesi ve süpürge çalıştırılması gerekebilirken daha küçük bir aile bu rutini daha seyrek yapabilir. Zamanı kısıtlı olan biri evini haftada bir silip süpürmeyi rutin edinirken şartları daha müsait olan bir diğeri,  bu işleri günlük olarak halledebilir. Burada önemli olan, evin mizacına uygun ve mümkün mertebe aksamayan  bir rutin oluşturabilmektir.  

Yine temizlikte işi kolaylaştıran bir diğer konu da küçük dokunuşların büyük değişikliğe kapı aralayacağını aklımızdan çıkarmamaktır.  

Geniş ve münasip zamanlar beklentisini bırakmak; kendimizi zorlamadan, bulduğumuz küçük boşluklarda  sadece birkaç küçük iş  seçerek  onları halledivermek hem kendimizi daha iyi hissetmemize hem de sonraki büyük işlere zaman kalmasına imkan sağlar: yatmadan önce görünen dağınıklığı toparlamak, lavaboları elden geçirivermek, sabah erken kalkıp bizi rahatsız eden bir bölmeyi düzenlemek vb. Bu küçük dokunuşlar konusunda annelerimizin çok güzel bir tekniği vardır: giderken götür, gelirken getir tekniği. Salondan mutfağa geçerken mutfağa gidecekleri, banyodan balkona geçerken asılacak çamaşırları götürmek gibi.

Ev işi yapmanın insan psikolojisine ve hatta  fiziksel ağrılara bile iyi geldiğine dair pek çok araştırma bulgusu var. Bunun işe yaramasının başlıca sebepleri kanaatimce, insanın hayatta  yönetemediği birçok konu olsa da hâlâ hayatının yönetebildiği ve düzenleyebildiği alanlarının olduğunu fark etmesi ve bunun yanı sıra yapılan işin o işi  düşünmekten, onu her gördüğünde hissettiği ağırlıktan çok daha kolay gelmesidir diyebilirim. 

Ama tabii bu peşin haz duygusuna kapılıp her sorunumuzu temizlik yaparak çözmeye çalışmak, gerçek sorunlardan kaçıp temizliğe sarmak, bizi iyileştirmez; olsa olsa takıntılı  yapar. Bunu da gözden kaçırmamakta  fayda var. 

Tüm enerjiyi ev işlerine harcayıp hijyeni hayatın başköşesine oturtmak da en az pislik içinde hayat sürmek kadar dengeden uzaklaşma eğilimidir. Gerek düzen kavramını yitirerek, gerek temizlik ve düzeni hayatın merkezine koyarak itidalden uzaklaşmış ve tekrar dengeyi bulamayan bireylerin bu sorunun çözümünde mutlaka çevresinden destek istemesi, bu yeterli olmazsa psikolojik destek alarak bu davranışı besleyen negatif inanç ve düşünce şekillerini bir uzman eşliğinde çalışması ve çözmesi gerekir.  

Son olarak hayatın her alanında itidal ile hareket etmek, ifrat ve tefrite düşmeden orta yolda  ilerleyebilmek en kıymetlisidir. 

Temiz bir ev hayatın anlamı değil, anlamlı bir hayat yaşayabilmek için  sadece kolaylaştırıcı bir unsurdur, vesselam.  

Henüz Yorum Yok

Cevap Yaz

Tüm alanları doldurunuz