Necibe Soylu-İç mimar-
Eşrefoğlu Seyfettin Süleyman Bey, 13. yüzyılın sonlarında Beyşehir ve çevresinde kurulan Eşrefoğulları Beyliği’nin kurucusudur. Beyşehir’in gelişmesine ve imarına büyük önem vermiştir.
Süleyman Bey tarafından 1297-1299 yılları arasında yaptırılan Eşrefoğlu Cami, Beyşehir’in en eski Selçuklu-Beylikler Dönemi yapılarından biridir. Yüzyıllardır ayakta kalan cami; mimari özellikleri, ahşap işçiliği, çini sanatı ve taşıdığı tarihî değerlerle Beyşehir’in en önemli eserleri arasında yer almaktadır. Aynı zamanda Orta Asya’daki Türkistan şehirlerinde görülen ahşap direkli camilerin Anadolu’daki en özgün örneklerinden biridir.
Süleyman Bey, caminin yanı sıra hamam, bedesten, han ve çeşitli dükkânlardan oluşan bir külliye de meydana getirmiştir. Bu yapıların bir arada bulunması, Eşrefoğlu Cami’nin yalnızca bir ibadet mekanı olmadığını, aynı zamanda dönemin şehir hayatının önemli merkezlerinden biri olduğunu göstermektedir.
Taç Kapı ve Giriş
Caminin anıtsal taç kapısından içeri girildiğinde iki kapıyla karşılaşılır. Arka tarafta bulunan kapı, ceviz ağacından yapılmış ve kündekâri tekniğiyle süslenmiştir. Kündekâri, ahşap parçaların çivi veya tutkal kullanılmadan, birbirine geçme yöntemiyle birleştirilmesine dayanan geleneksel bir ahşap bezeme sanatıdır.

Kapının kitabesinde Zümer Suresi’nin 73. ayeti yer almaktadır:
“Rablerine saygı duyup emrine uygun yaşayanlar ise, bölük bölük cennete sevkedilecekler. Nihayet oraya gelip de kapıları açılınca, (cennetin) bekçileri onlara: ‘Size (Allah’tan) selam olsun, tertemizsiniz. Artık ebedî olarak buraya girin!’ diyecek.”
Ahşap Direkler ve Karlık
Caminin en dikkat çekici özelliklerinden biri, düz ahşap tavanı taşıyan ahşap direkleridir. Direklerin yapımında sedir ağacının kullanıldığı belirtilmektedir. Bir rivayete göre ahşap direkler, cami inşa edilmeden önce yaklaşık altı ay boyunca suda bekletilmiştir.

Caminin ortasında ise “karlık” adı verilen özel bir bölüm bulunmaktadır. Geçmişte çatıda biriken kar, bugün camla kapatılmış olan açıklıktan caminin ortasındaki karlığa aktarılıyor ve burada biriktiriliyordu. Karın yavaş yavaş erimesiyle oluşan nemin, ahşap sütun ve kirişlerin nem dengesini koruduğu, böylece ahşabın kurumasını ve çatlamasını önlemeye yardımcı olduğu düşünülmektedir.
Çini Mozaikli Mihrap
Yaklaşık 6 metre yüksekliğindeki mihrap, çini mozaik tekniğinin etkileyici örneklerinden biridir. Selçuklu Dönemi’ne ait çinili mihraplar arasında büyük ölçüde özgünlüğünü koruyan önemli örneklerden biri olarak kabul edilmektedir.

Geometrik şekillerin ve bitkisel motiflerin bir arada kullanıldığı mihrapta, merkezdeki kabartmanın üzerinde sekiz kollu yıldız motifi bulunmaktadır. Mihrabın çevresinde Âl-i İmrân Suresi’nin 38-41. ayetleri, kavsaranın üst bölümünde ise En‘âm Suresi’nin 79. ayeti yer almaktadır:
“Doğrusu ben, yüzümü Hanîf (Allah’ı birleyici) olarak, tamamen gökleri ve yeri yaratan (Allah’)a çevirdim. Ben (dinde Allah’tan başka otoriteler tanıyan) müşriklerden değilim.”
Ceviz Ağacından Minber
Caminin en önemli detaylarından biri de tamamen ceviz ağacından yapılmış minberdir. Minber de kündekâri tekniğinin örneklerinden biridir.
Minberin yan yüzeylerinde ay, güneş ve yıldız motifleri yer alırken kapısının üzerinde kufi hatla Allah, Hz. Muhammed (s.a.s.) ve dört büyük halifenin isimleri yer almaktadır. Geometrik süslemeleri ve ince ahşap işçiliği ile Türk-İslam sanatının dikkat çekici örneklerinden biridir.
Bey Mahfili
Caminin ön bölümünde, sağ köşede yer alan bey mahfili, İslam mimarisinde yöneticilerin güvenliğini sağlama düşüncesinin Anadolu’daki örneklerinden biridir.
Bey mahfilinin cemaatten ayrı ancak kıbleye yakın bir konumda bulunması dikkat çekicidir. Bu konum, yalnızca yöneticinin makamını vurgulamak amacı taşımamakta; aynı zamanda güvenlik açısından kıbleye en yakın noktada ibadet edebilmesini sağlama düşüncesiyle de ilişkilendirilmektedir.
Çilehane ve Gizli Geçitler
Caminin çilehane bölümü, nefsi terbiye etmek ve ibadet etmek amacıyla kullanılan bir mekan olarak bilinmektedir.
Caminin taş duvarlarıyla çevrili bu bölüm hakkında çeşitli rivayetler de bulunmaktadır. Bunlardan birine göre buradan başlayan gizli geçitler ve tüneller bulunmaktaydı. Beylik Dönemi’nde bu geçitlerin, düşman istilası sırasında askerlerin camiden çıkarak kaleye ulaşmaları ve düşmana arkadan müdahale etmeleri amacıyla kullanıldığı rivayet edilmektedir.
Eşrefoğlu Süleyman Bey ve Ailesinin Türbesi
Süleyman Bey, caminin tamamlanmasından yaklaşık iki yıl sonra, 1301 yılı civarında kendisi için bir türbe yaptırılmasını emretmiştir. Türbenin tamamlanmasından yaklaşık bir yıl sonra vefat eden Süleyman Bey, buraya defnedilmiştir. Eşi ve oğlunun kabirleri de aynı türbede bulunmaktadır.
Eşrefoğlu Cami, yalnızca bir ibadet mekanı değil; Selçuklu ve Beylikler Dönemi mimarisini, geleneksel ahşap işçiliğini ve çini sanatını aynı yapı içerisinde buluşturan önemli bir kültür mirasıdır. Ahşap direkleri, karlığı, çini mozaikli mihrabı, kündekâri tekniğindeki minberi, bey mahfili ve tarihî dokusuyla Anadolu Türk mimarisinin en özgün eserlerinden biri olarak öne çıkmaktadır.
Kültürel değeri nedeniyle Eşrefoğlu Cami, 2023 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne “Anadolu’nun Orta Çağ Dönemi Ahşap Hipostil Camileri” kapsamında alınmıştır.
Konya’nın Beyşehir ilçesi ve çevresinden geçiyorsanız Anadolu’nun bu tarihî mirasını yakından görmek için Eşrefoğlu Camisi’ni mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. Yüzyıllardır ayakta duran bu yapıyı yerinde görmek, Selçuklu ve Beylikler Dönemi’nin mimari ve sanat anlayışını daha yakından hissetmek için güzel bir deneyim olacaktır.