Betül Şatır-İletişimci-Yazar-
Gençlerimiz; kadim bir medeniyetin, incelikli bir İslam kültürünün çocukları olarak doğuyorlar. Rahmetin, edebin, vefanın, merhametin dilini ailelerinden, dede nine dualarından, özlerinden öğreniyorlar.
Fakat büyürken ellerinde dijital imkanlar ve sınırsız erişimler onlara eşlik ettiği için sosyal medya algoritmalarının, sanal oyun evrenlerinin ve dijital grupların kuralsız akıntısına kapılabiliyorlar. Gözümüzden sakındığımız, merhamet abidesi olarak yetiştirip adaletle, hakkaniyetle güdülediğimiz çocuklarımız; ezmeden yükselmenin mümkün olmadığı dijital mecralarda görünür olmak için yarışmaya, rekabet etmeye başlıyorlar. Çoğu zaman aile içinde görülmediklerini hissedebiliyorlar. Hakiki bir yuvaya, bir değer zeminine, kök salınacak bir aidiyet halkasına ihtiyaç duyarken dağılan dikkatler, azalan sohbetler göz göze gelinen aile toplantılarının yoksunluğundan yapay dostluklar, geçici alkışlar ve kimliksiz kalabalıklar içinde yönlerini kaybedebiliyorlar.
Oysa ait oldukları yer dijital kasırgaların estiği, hoyrat oyun yazılımlarının evreni değil; olmak istedikleri yer de orası değil.
Anlaşıldıkları, görüldükleri, farkedilikleri bir dünyada sevildiklerini hissetmek istiyorlar.
Bu toprakların incelikli anlam dünyası ile çelişen, hızın hoyratlığıyla, ekranın parlak ama soğuk yüzüyle gönül dillerinden ve görülmek beklentilerinden de uzak düşüyorlar. Kalpleri ait olmayı ararken zihinleri sanal karakterlere bağlanıyor böylece ruh ile dünya arasında bir kopukluk, kimlikle davranış arasında bir boşluk doğuyor. Gerçekten uzaklaştıkça içlerinde bir boşluk büyüyor. Gerçek dünyanın muhabbetinden sanal dünyanın yüzeyselliğine kaçıyor ama aradıklarını da bulamıyorlar. İhtiyaç duydukları değerlerden en önemli olanı da dostluk. Onu da dijitalde arıyorlar.
Bir ekranın ardında yalnızca bir kullanıcı adı kadar görünür ve bir çevrim içi statüsü kadar var olabilmekle yetiniyorlar. Kalabalıklar içinde yalnız, bağlantılar içinde kopuk…
Bugünün gençleri; eşlik edecekleri, katkı sunacakları bir üretkenlik mecrası arıyorlar aslında. Ne gariptir ki bu işe yarar olma hissiyatını ekranda, oyunda, platformda, algoritmalarda bulmaya çalışıyorlar. Bulduğunu sandıkları her aşamada ise bir başka yalnızlığa savrulduklarını anlıyorlar. Çünkü dijitalde kurulan dostluklar sadece hakiki dostluğun simülasyonu olabilir. Sığ, sorumluluk istemeyen, yük altına sokmayan, yükünü hafifletmeyen bir yanılsama.
Zamanımızın gençleri, oyunlar ve sosyal medya vesilesi ile dijital gettolar kurarak kendine birer sığınak oluşturuyorlar. Oyun dünyalarında, sosyal medya gruplarında kimlikler yaratıyorlar; kimi zaman anonimleşerek kendilerini daha cesur hissediyorlar; kimi zaman ise yalnızca bir “etiket”e dönüşerek silikleşiyorlar. Aidiyet duygusunu; aynı oyunu oynayan, aynı diziyi izleyen, aynı videoyu paylaşan insanlarla kuruyorlar. Ama bu türden aidiyet, çoğu zaman derinliksiz bir birliktelik yaratıyor. Gerçek bir yük paylaşımı, omuzdaşlık, vefa ya da sınanmışlık içermiyor.
Gençlerin dijital dünyaya bu kadar yönelmesi boşuna değil. Çünkü orası; hızlı onay alabilecekleri, görünürlük kazanabilecekleri, beğenildiklerini hissedebilecekleri bir alan. Bu sorun; onlara yetişkinler tarafından aile ve sosyal ortamlarında sahici birliktelikler yaşatılıp hissettirilmedikçe de çözülmeyecek. Orada, siber bir mahallede, işler daha kolay ilerliyor, gerçek hayattaki ilişkiler gibi zor değil. Açıklama istemiyor, yüzleşme gerektirmiyor, emek harcamadan bir aidiyet yanılsaması veriyor. Tatminsiz bir yakınlık oluşuyor ama kimi zaman bir “arkadaş” listesinde yüzlerce isim varken kalbinde yalnızca sessizlik, kimsesizlik yankılanıyor.
Bu noktada sorulması gereken soru şu: Biz sahi olanı neden ciddiye almıyoruz ve hakikat olana neden yeterince emek vermiyoruz? Gençliğe nasıl bir dostluk ve üretkenlik ufku sunuyoruz?
Kadim dostluk öğretileri ve aile içi ilişki dinamikleri bugünün dijital dostluk taslaklarına alternatif bambaşka bir zemin sunar. Sanalda olanın aksine gerçek ilişkilerdeki derinlik sayıya değil samimiyete atıf yapar. Oysa çoklukla beslenen dijital dostluk ve aidiyetler, anlamdan yoksundur. Bir anlık ilgiden oluşur ama vefasızlığa açıktır. Zira ekranın örgütlediği dostluklar, genellikle parıltılardan oluşur ve çok geçmeden dağılır. Sanal olan her zaman daha kolaydır orada hızlı onay var, anlık görünürlük var. Gerçek hayattaki dostluk ve aidiyetler gibi sınav istemiyor, sabır istemiyor. Ama tam da bu yüzden hakikat taşımıyor.
İnsani ilişkilerde ve sosyal sorumluluk paylaşımlarında emek, dava ortaklığı, alın teri, gözyaşı ve sadakatle yoğrulan bir ilişki var. Nurettin Topçu aidiyeti yalnızca bir topluluğa mensubiyet değil; ruhları aynı ülküde yananlar arasında kurulan mukaddes bir bağın tecrübesi olarak görür.
Bu anlayışla ait olmak; vefalı olmak yük altına girmek, omuz vermek ve o huzurlu yorgunlukla en sonunda mutmain bir kalple mutlu olmak demektir. Bir geleneğe, bir inanca bir değer dünyasına ait olmak; birlikte gülmeyi, birlikte ağlamayı, birlikte susabilmeyi, birlikte yürümeyi ve yükünü taşıyabilmeyi ifade eder.
Ez cümle gençlerin bu çağda aidiyeti dijitalde araması; aslında onların aidiyet, anlaşılma ve güven arayışlarının bir sonucudur. Ancak bu arayış yalnızca algoritmaların yön verdiği bir düzlemde gerçekleşirse her biri kendi dijital kabuğunda yankılanır ve sonunda yorgun, kırgın ve güvensiz bir kuşağa dönüşürler. Bu, biz yetişkinler için ne büyük vebaldir. Onların güveni ve geleceği Resulullah (s.a.s.) tarafından bize zimmetlenmiştir.
Unutulmamalı ki yüz yüze bakabilen bir bağda, sözün gözle birleştiği, suskunluğun bile anlam taşıdığı ilişkilerde çok daha fazla derinlik var. Gençliğe yalnızca dijital mecralarda değil çay sohbetlerinde, doğa yürüyüşlerinde, seyahatlerde, aynı kitabta göz gezdirmekte yani ortak hakikatlerin çevresinde kurulmuş birlikteliklerde gerçek bir aidiyet sunabiliriz.
Aidiyet; renkli, geçişken ekranlarda gönderi paylaşmak değil bazen yük almak, bazen beklemek, bazen susmak, bazen affetmek, bazen uzun yollar yürümek, çoğu zaman Hak aşkına hizmet edip ter dökmektir. Dijitalde aidiyet “biz” duygusunu değil yalnızca “aynı ekranda bulunmuşluk” duygusunu taşıyabilir. Ve hiçbir yapay zeka, hiçbir oyun, hiçbir çevrim içi mesajlaşma uygulaması bu derinliği sunamayacaktır.
Algoritmaların sunduğu bağdan daha kıymetli bir bağ kurabileceklerini onlara gösterecek olan; bizim ilgimiz, sonsuz sevgimiz ve şefkatimiz olacaktır.
Spot:
“Bugünün gençliği, aidiyeti ekranın ışığında arıyor ama orada yankılanan sesler ve geçici bağlılıklar var. Ait olmak, bir davaya, bir gönle, bir hakikate omuz vermekle başlar.”
Bir Tık Dostluk ve Aidiyet
“Çevrim içiyiz ama içimizden kimse gerçekten bağlı değil.”
— Bir genç oyuncunun ifadesi