23 Nisan 2024 / 14 Şevval 1445

Mutlu Çiftlerin Küçük Sırları

Ayşe Toker (Klinik Psikolog) – 

İnsanın temel hikâyesi doğumla beraber bağlanma ve bağlantıda kalmakla başlar. Bizi görecek duyacak ihtiyaçlarımızı anlayacak ve dünyadaki varoluşumuzu anlamlı kılacak bir diğerine ihtiyaç en önemli hayatta kalma aracımızdır.

Bu hikâyenin başkahramanları bebeğinin sinir sistemine uyum sağlayıp ihtiyaçlarını anlayabilen, bebekleriyle işbirliği yapabilen ebeveynlerdir. Annenin, bebeğin sinyallerini yakalaması agulamalarına eşlik etmesi, neşeyle kucağına alması sakinleştirmesi ve bu pozitif geri bildirimlerin tekrarı bebeğin öfke, korku hüsran hislerine karşı kendini yatıştırma becerisini geliştirir. Bu durum gelecekte insanlarla güvenli bağlanmaya, insan ilişkilerinde daha esnek olmaya, kendini strese karşı yatıştırabilmeye imkân sağlar.

Anne ve bebeği arasındaki duygusal ilişki pratiği, kendimizle ve dış dünyayla duygusal bağ kurma becerisinin nörolojik alt yapısını oluşturur.

Bebekler, annelerinin veya bakıcılarının onların ihtiyaçlarını anladığını, duygularına önem verdiğini ve onlara sevgiyle yaklaştığını hissettiğinde güvenli bağlanma duygusu geliştirirler. Bu da çocuğun ileriki yaşamında sağlıklı ilişkiler kurma ve duygusal olarak dengeli bir yetişkin olma konusunda temel bir zemin oluşturur. 

Evlilik ilişkisinin getirdiği ilişki sorunları bir yanıyla erken çocuklukta yaşanılan bağlanma yaralarıyla eşleşince geçmiş sanki bugünmüş gibi deneyimleniyor. Çocukluğumuzda bizi yaralayan durumlara karşı aldığımız savunmacı, eleştirel, duvar ören çocuksu savunma mekanizmalarıyla yetişkin dünyasına ait çift sorunlarını çözmeye çalışmak, durumu iyice karmaşıklaştırıyor. Çiftler birbirlerinin bağlanma yaralarını aktifleştirdikçe süreç birbirlerini suçlayan, kazananı belli olmayan iki çocuk kavgasına dönüşüyor. Sorunu hep karşı tarafta aramaksa ilişkinin hızla uçuruma doğru gitmesine zemin hazırlıyor. Ana meselenin kendi içimizde kendi çekirdek inanç ve deneyimlerimizle ilgili olduğunu keşfetmek sorunları çözmede oldukça önemlidir.

Güvenli bağlanma ihtiyacı hayatımızın her döneminde en önemli ihtiyaçtır. Her çiftin anlaşmazlıkları kavgaları olmuştur ve olmaya devam edecektir. Bu birlikte yaşama ve biz olma sürecinin bir parçasıdır. Ancak ilişkiyi belirleyen çatışmalar her zaman aynı şey hakkında, eşlerin birbirleriyle güvenli bağ hissedip hissedemediğiyle ilgiliyse bu önemli bir soruna işaret eder.

Sana güvenebilir miyim? Ben senin için önemli miyim? Değerli miyim? İhtiyacım olduğunda seni yanımda bulabilir miyim? Benim varlığımı kabul edebiliyor musun? Sorularına verilen cevaplar ilişkiye güven duygusunu belirler.

Aslında ana mesele diyalog kurabilme becerisini geliştirmektir. Eşimizle bağ kurmak demek, onun dünyasına giden yolları takip etmek demektir. Merak; eşinizin iç dünyasına yani onun iç manzarasına yeni bir gözle bakmak, şefkatle onun yaşam kültürünü fark etmektir. Mutlu çiftlerle yapılan araştırmalarda çatışmaların çoğunun çözümsüz kaldığı ama diyalog kurma becerilerinin iyi geliştiği anlaşılıyor. Çiftlerin birbirlerinin iç dünyasını tanıma konusundaki istekleri, savunmasız karşı tarafı anlama konusundaki gayreti ve pozitif duygularını ifade edebilmeleri bir çiftin ilişkisinde fark yaratıyor.

Evlilikte pozitif geri bildirimlerin yapılıyor olması, tıpkı bebeklikte annenin bebeğinin duygularına eşlik etme ve pozitif dönütler verdiğinde bebeğin strese karşı kendini yatıştırabilme becerisini artırdığı gibi çiftlerin strese karşı toleransını artırıyor. Bu ilişkiyi güçlendiren, sorunları çözmede gayret ve iyi niyeti koruyan en önemli etkenlerden biri oluyor.

Mutlu bir ilişkide çiftlerin nasıl diyalog kurdukları incelendiğinde çiftlerden biri olumsuz bir söylemde bulunduğunda bunu telafi etmek için çaba harcadığı görülüyor. Karşı tarafı sarsan söylemlerine karşı olumlu onarma davranışlılarıyla süreci toparladıkları fark ediliyor.

Olumlu geri bildirimler ve pozitif ifadeler duyguların onarılmasında etkin rol oynuyor. Çatışma çözülmese bile yaralanmalar onarılarak yeniden ilişki güçlendiriliyor.

Mutlu çiftlerin diyaloglarında genel olarak çatışma sırasında eskilerde kalmış birikmiş çözümsüz meseleleri gündeme getirmedikleri, sadece o günün çatışma konusunu ele aldıkları görülüyor. Bu durum konuyu daha objektif ele alabilme güçlerini artırıyor. Çatışmalar çığırından çıkacak gibi gözüküyorsa karşı tarafın sinir sistemini yatıştırıcı tekliflerde bulunup tartışmaya ara veriyor,  alandan bir süreliğine uzaklaşıyor, konuyu değiştiriyor, espriyle yumuşatmak suretiyle tansiyonu düşürebiliyorlar. Böylelikle çatışma ustalıkla yönetilebiliyor.

Mutlu çiftlerin aralarındaki ilişkide pozitif geribildirim hâkimken, mutsuz çiftlerde negatif geribildirimin hâkim olduğu görülüyor. Evliliklerin bitmesinde en büyük payın olumlu duyguların ve yakınlığın eksikliği olduğu düşünülüyor. Olumlu duyguların eksikliği çiftlerin birbirlerine güvenli bağlanmasına engel oluyor. İlişkilerini ustalıkla yöneten eşler birbirlerine güvenli liman olabiliyorlar. İki kişinin arasındaki ilişki alanı aynı zamanda çocukların yetiştiği, büyüdüğü alan olması ilişkileri çok daha önemli kılıyor. Gelecekte sağlıklı iletişim becerileri olan bir eş, bir yetişkin olmak bu alan içinde ne kadar sağlıklı ve güvenli bağlandığımızla çokça ilişkili.

İnsanoğlunun hikâyesinin başladığı alan, ne kadar güvenli ve ilişkileri ne kadar güvenilir olursa gelecekteki aileleri ve insan neslini o kadar koruyabiliriz. 

Selametle.

 

Henüz Yorum Yok

Cevap Yaz

Tüm alanları doldurunuz