28 Şubat 2024 / 18 Şaban 1445

Üretirken de Tüketirken de İlham Olanlar

Ayşe Seyyide Kaptaner Demirhan – 

Londra’da bir sonbahar akşamı, yüksek lisans yaptığım dönemde üniversitede görev aldığım öğrenci kulübündeki ekip arkadaşlarımla hararetli bir şekilde fikir alışverişi yapıyorduk.Kahvemin yanında yemek için getirdiğim muzdan son bir ısırık aldım. Kabuğu çöpe atarken tartışmaya devam ediyordum. Ekipteki taze lisans öğrencilerinden bir arkadaş aniden çöpün yanında bitiverdi, kabuğu attığım bölmeden alıp başka bir bölmeye attı ve “Bak, organik atıkları şu kısma atmamız gerekiyor.” dedi. O zaman arkadaşın hassasiyeti ve sorumluluk bilinci beni çok etkilemiş, çöplerin doğru ayrımını bilmemem, fark etmemem de epey mahcup hissettirmişti. Yıllar geçmesine rağmen çöp atarken hala bu olayı hep hatırlarım.

İngiltere’de yaşarken karton kahve bardaklarının plastik kapağını ayırıp farklı çöp bölmelerine atmayı, plastik paketlerin içinde yiyecek, içecek kalıntısı veya kemik, kabuk gibi organik parçalar kaldıysa onları ayırıp paketi plastik çöpüne atmayı, üstünde kağıt etiket varsa onu koparıp kağıt çöpüne atmayı ve daha birçok detayı zamanla öğrendim. Bunlara dikkat etmezsek geri dönüşümün kısıtlı olarak gerçekleşebileceğini, çöplerin sonradan ayrıştırılmalarının daha maliyetli olduğunu, doğru ayrıştırılmazlarsa beraberlerindeki çöplerin geri dönüşümünü dahi engelleyebildiklerini okumak “Çöp atmanın bile ne çok inceliği varmış!” dedirtmişti. Tam bu işi çözdüm sanırken doktora yıllarımda asistanı olduğum “Çevre ve Politika” dersinde öğrencim olan bir genç kadının organik atıklardan kompost yapımıyla ilgili anlattıklarını, atmak istediğimiz organik atıklar için belediyelerin ayrı toplama yaptığını, onların takvimini takip etmek gerektiğini, sadece evsel atık (diğer) çöpüne ilgili atıkları atmamızın yeterli olmadığını söylediğinde hâlâ ayak uydurmam gereken birçok uygulama olduğunu fark etmiştim.

Bu uygulamalardan bahsederken İngiltere’de özellikle kadınların üretici ve tüketici olarak aktif olduğu geri dönüşüm ve ileri dönüşüm pratiklerine dikkat çekmek yerinde olur. En çok rastladıklarım, üretici tarafında olup kullanılmış yetişkin kıyafetlerini ve plastikleri ileri dönüştürerek yeni kıyafetler, ev eşyaları ve aksesuarlar yapan kadınlar oldu. Bunların pek çok örneği ve yapım talimatları olan videolara ulaşmak mümkün. Ayrıca sosyal girişim yönü de olan (yani sadece kâr amacı güden değil, sosyal fayda da üreten), istihdam ettikleri mülteci kadınların filmlerde kullanılmış kostümlerden çantalar diktiği ileri dönüşüm projesi de çok hoşuma gidenler arasında. Bu projenin tüm ürünleri plastik şişelerden geri dönüştürülen iplikler kullanılarak yapılıyormuş ve satılan her ürün için beş adet ağaç diktikleri bir ormanları varmış. Bir taşla ne kadar çok kuş!

Sadece kadınlar kullanıyor olmasa da özellikle kadınların değerlendirdiğini fark ettiğim bir diğer uygulama da topluluk buzdolapları. Belediye binaları, semt kütüphaneleri gibi ortak kamusal alanlarda kurulan buzdolaplarına hem isteyenler bitiremediği ve zamanı geçmeden bitiremeyeceği (yanlışlıkla fazla satın aldığı veya seyahate gideceği için kalan) yiyecekleri bırakabiliyor, hem de dileyenler buralardan ihtiyacı olan yiyecekleri alabiliyor. Topluluk buzdolapları ihtiyaç sahiplerine, onları rencide etmeden yiyecek yardımı sağladığı gibi israfı önlemeye çalışan mahalle sakinlerinin de yiyecek alıp-bırakmasına açık. Sadece 2021’de, İngiltere’deki 300 topluluk buzdolabının 7,5 milyon öğüne denk gıda dağıttığı tespit edilmiş.

Çok beğendiğim bir İngilizce deyim tam da bu duruma yakışır nitelikte: “One man’s trash is another man’s treasure (Birinin çöpü bir başkasının hazinesidir.)”

Online paylaşım platformları da geri dönüşüme teşvik eden, israfı önleyen harika araçlar. Örneğin bir telefon uygulaması (Too Good To Go) kafe, restoran, pastane gibi mekanların belli bir saatten sonra satılmayacağını bildikleri, ertesi güne ise taze kalmayacağından çöpe gidecek yiyeceklerini indirimli olarak satışa sunuyordu. Kimisi belirli ürünleri bu platformlarda paylaşırken kimisi sürpriz kutular, çantalar hazırlıyordu ki yine sadece belirli ürünler tükenmesin ve her ürün mümkün olduğunca değerlendirilsin. Bir diğer uygulamada (OLIO) ise siz kullanmadığınız giysileri, artan yiyecekleri paylaşıyorsunuz; isteyen ve ihtiyacı olanlar da gelip kapınızdan veya bırakmayı tercih ettiğiniz güvenli bir yerden alıyor. Neredeyse komşu komşunun külünü değerlendiriyor yani.

Tüketim alışkanlıklarında İngiltere’de dikkatimi en çok çeken şey ikinci el eşya kullanımının yaygınlığı. Kıyafetler, ev eşyaları, mobilyalar sağlamsa olduğu gibi, değilse onarılarak veya ileri dönüştürülerek tekrar değerlendiriliyor. Bu ürünlerin satıldığı mağazalar, pazarlar olduğu gibi insani yardım kuruluşlarının açtığı charity shop’lar (bağış mağazaları) da var. Londra’da her mahallede en az 4-5 farklı bağış mağazası bulunuyor. Buralara kendi eşyalarınızdan bırakabiliyorsunuz ve satın aldıklarınızın geliri mağazayı açan yardım kuruluşuna gidiyor. İhtiyaç sahibi kalp hastalarına, yetim çocuklara, sahipsiz hayvanlara destek olan çeşitli mağazaları yan yana görmek mümkün.

Bu tür kurumsal örneklerin yanı sıra bireysel çabalarıyla da kadınların tüketici olarak sergilediği yaygın çevreci tutumlar da oldukça ilham verici. Üç yılda sadece orta boy bir kavanoz kadar atık üretmiş olan bir genç kadının hikayesi beni çok şaşırtmış ve etkilemişti. Daha az atık üretmeye çalışan kişilerin hızla arttığı İngiltere’de sokakta, sınıflarda, iş yerlerinde yeniden kullanılabilir kahve bardakları, suluklar ve yemek kapları artık “yeni normal”, bunları es geçmek ise anormal karşılanıyor. Kendi şişenizi, kesenizi, kavanozunuzu, çantanızı doldurduğunuz paketsiz ürünler satılan sıfır atık mağazaların da gitgide yaygınlaştığını ekleyelim. Özellikle çoğu evin buzdolabı, mutfak, kıyafet gibi kaynak yönetimini üstlenen kadınların ön ayak olduğu bu örnekler beni hem heyecanlandırıyor hem de gururlandırıyor.

Kadınlar olarak farkındalığımız ve hassasiyetimiz arttıkça, çözüm için, paylaşım için yeni uygulamalar geliştirildikçe ve yaygınlaştıkça geleceğe dair umudumuz da pekişir, pekişiyor, pekişecek.

İngiltere’de yaşadığım süre boyunca ben bir şeyleri öğrenip alışkanlık hâline getirdikçe yeni bir şey karşıma çıkıyor, mesela hep kahve aldığım yerdeki güler yüzlü çalışan “Artık kendi termosunu getirmeye ne dersin? Geri dönüştürsek bile tek kullanımlık her şey çevreye zarar.” diyordu. Müslüman kadınlar, gençler olarak geri dönüşüm ve ileri dönüşüme dair uygulamalara öncü değil de ayak uydurmaya çalışan konumda olmamız bile başlı başına düşündürücü değil mi? “Ben bir kahvecide kasiyerim, elimden ne gelir?” ya da “Şimdi müşteriyi rahatsız etmeyeyim.” demek yerine, elinin ve dilinin ulaştığı yerde iyiliği, hakkı tavsiye ederek görevini yapan, duruma izleyici kalmak yerine müdahale ve teşvik eden konuma geçen bu genç ne kadar da ilham verici!

Peki, biz hangi uygulamalarda öncüyüz, teşvik ediciyiz? Neleri daha iyi yapabiliriz? Neleri hâlâ öğrenmeliyiz?

Müslüman kadınlar olarak sadece çevre bağlamında değil sosyal ve ekonomik bağlamda sorumluluğumuz olan her konuda bu soruların cevaplarını zihnimizde sürekli tazelememiz gerektiğine inanıyorum. Doğamızı ve tüm canlıların yaşam alanlarını tehdit eden tehlikeler, korumak ve iyileştirmek için geliştirilen teknoloji ve politikalar sürekli değişirken, günümüz ve geleceğimiz olan nesilleri etkileme potansiyeli de bu kadar yüksekken, özellikle çevreye dair konularda üretici ve tüketici olarak sorumluluklarını yerine getirenlerden, yüksek hassasiyet sahibi olanlardan ve farkındalık oluşturanlardan olmamız dileğiyle.

12 Yorum
  1. Ah keske hepımız tuketırken azıcık dusunebılsek farkına varsak peygamber efendımızın sunnetlerine uysak hakkın emrettıgını yapsak israfın korkunç boyutunun farkına varsak dunyamızda aclıktan olmez kımse ve guzelım dunyamız az cop cıkararak daha yasanılır bır hal alır ah bır uyansak gafletten???

  2. İsraf etmeyelım mumkun oldugu kadar çöp çıkarmayalım daha yasanılabılır bır dunya ıcın bır seyı cope atarken ıkı kez dusunelım bu benım ıcın çöp ama bır baskasının ıhtıyacı olabılırmı diye azıcık duyarlı olabılsek dunyamız daha yaşanılabılir bır dunya olabılır cocuklarımıza tertemız bır dunya bırakabılırız????

  3. Çevre bilinci daha geliştikçe, ileri ,geri dönüşüm daha da geniş alanlara yayılacaktır.Bunun için sivil toplum örgütleri, okullar,belediyeler daha çekici hale getirmek için proje üretmeliler. Yazınızı çok begendim .Umarım hayata geçer.

  4. Merhaba ! Evimizde çıkan yumurta kartonlarını ve plastik su şişelerini mahallemizin sütçüsüne veririm. Bazen kalan bayatlamıs ekmekleri de.Adamcağız o kadar dua ediyor ki.Geri dönüşüm için ayırdığımız karton,plastik ve camları belediye ekiplerinin atık toplayıcılarına.Pilleri küçük pet şisesinde biriktirip atik pil kutusu bulunan marketlere.Kapakları ve sadece havlu kagit rulolarını faaliyet icin çocuklarımın sınıfına.1-Bazen düşünuyorum her apartman girişine ayrıştırıcı büyük sevimli kartonlar konulsa,çok fazla cıkanlardan ( kağıt,cam,plastik) ve belediye ekipleri haftanın iki günü bu atıkları alsa.Evet alıyorlar ama sadece vermek isteyenlerden.Bu apartmanlardan toplanmalı.Böylece çöpe atılmasının önü de azaltılmış olur.2- Herkesin evinde kullanmadığı,elinden çıkartmak istediği eşyaları belediye pazar yerlerinde ücretsiz olarak herkes küçük bir masa üzerinde makul fiyata satabilmeli.Bu her hafta olmalı.Hollanda da bunu herkes kapısının önünde yapıyor haftada bir gün ama Türkiye de büyük şehirlerde olamaz bu sebeple pazar yeri olabilir.3-Okudugumuz kitapları dergileri okulların,camilerin veya ilçe kütüphanelerine bagışlayabiliriz.Küçük şeyler büyüktür aslında.Yeterki farkında olalım farkındalık oluşturalım.Sizede teşvik edici yazılarınızdan dolayı teşekkür ederim. Selam ve muhabbetle…

  5. Çamaşır makinasının durulama suyunu, mutfakta kullandığımız durulama sularını nasıl ve nerede kullanabiliriz diye düşünüyorum bir süredir. İnşaallah güzel sonuçlara ulaşabiliriz.

  6. En çok etkilendiğim kısım organik atıklar meyve kabukları VS. Çünkü Allah c.c yer yüzünde hiçbirşeyi sebepsiz yaratmamış öyleki bazı gıdaların kabukları, çekirdeği dahi şifa kaynağı, bazen bir aroma değerlendirmek isteyen için, Bizler üretimi, değerlendirmeyi, paylaşmayı ve yararlı olmayı seven bir milletiz Lakin bu değerler unutturuluyor, Ne kadar tüketirsek, ne kadar kirletirsek o kadar iyiymiş gibi. Halbuki yeryüzünde her canlının diğerinin yaşaması için Nefes olması lazım. Yazınız için çok teşekkürler kaleminize emeğinize yüreğinize sağlık

  7. Çok güzel bir konuya deginmişsiniz . Instagramdan da okudum yazdım . Umarım bu dikkatle geri dönüşüme bütün insanlik açısından katikida bulunuruz , biz değerli gençler anne ve babalar ile yani kısacası bütün milletimiz ile inşallah.

Cevap Yaz

Tüm alanları doldurunuz